Son Dakika Haberleri

Diplomasi ile Güvenlik Nerede Kesişiyor? Çin’in Küresel Güvenlik Diplomasisi | Bölüm 6

Son yıllarda Çin’in uluslararası diplomatik faaliyetleri, yalnızca ekonomik iş birlikleri, yatırım projeleri veya üst düzey siyasi temaslarla sınırlı kalmamaktadır. Pekin yönetimi, güvenlik alanındaki iş birliklerini de dış politika stratejisinin önemli unsurlarından biri hâline getirerek, diplomatik ilişkilerini daha kapsamlı bir çerçevede geliştirmektedir. Bu kapsamda polis teşkilatları arasındaki iş birliği, sınır güvenliği, adli yardımlaşma, suçluların iadesi anlaşmaları ve uluslararası suçla mücadele mekanizmaları, Çin’in birçok ülkeyle yürüttüğü resmi temaslarda giderek daha görünür bir yer edinmektedir.

Uluslararası hukuk açısından değerlendirildiğinde, devletler arasında güvenlik alanında iş birliği yapılması olağan ve meşru bir uygulamadır. Terörle mücadele, organize suçların önlenmesi, siber güvenlik, insan kaçakçılığı ve mali suçlarla mücadele gibi konularda bilgi paylaşımı ve ortak operasyonlar, günümüzde birçok ülkenin dış politika ve güvenlik gündeminin doğal bir parçasını oluşturmaktadır. Çin de bu küresel eğilimin içinde yer almakta ve güvenlik diplomasisini uluslararası ilişkilerinin önemli araçlarından biri olarak kullanmaktadır.

Bununla birlikte, son yıllarda bazı insan hakları kuruluşları, akademik araştırmalar ve bağımsız inceleme raporları, Çin’in güvenlik iş birliği mekanizmalarının bazı uygulamalarına ilişkin çeşitli tartışmaları gündeme taşımıştır. Özellikle Fox Hunt ve Sky Net operasyonları, sınır aşan kolluk iş birlikleri, iade süreçleri ve diaspora topluluklarına yönelik faaliyetler, uluslararası kamuoyunda hukuki denetim, insan hakları ve sınır aşan baskı (transnational repression) tartışmalarıyla birlikte değerlendirilmektedir. Çin makamları ise bu programların tamamının ulusal güvenliğin korunması, yolsuzlukla mücadele ve uluslararası suçların önlenmesi amacıyla yürütüldüğünü belirtmekte; yöneltilen iddiaları reddetmektedir.

Diplomatik İlişkilerde Güvenlik Boyutu

Devletler arasındaki diplomatik ilişkiler yalnızca siyasi diyalog, ekonomik iş birliği veya kültürel etkileşimlerden ibaret değildir. Günümüzde güvenlik alanındaki iş birlikleri de uluslararası ilişkilerin temel unsurlarından biri hâline gelmiştir. Küreselleşme, sınır aşan suç ağlarının büyümesi, uluslararası terörizm, siber saldırılar ve düzensiz göç gibi ortak güvenlik tehditleri, devletleri bu alanlarda daha yakın koordinasyon kurmaya yöneltmiştir.

Bu kapsamda ülkeler arasında geliştirilen güvenlik iş birlikleri genellikle şu alanları kapsamaktadır:

  • Polis teşkilatları arasında eğitim ve kapasite geliştirme programları,
  • Terörizm ve aşırılık yanlısı örgütlerle mücadele,
  • Organize suç örgütlerine yönelik ortak operasyonlar,
  • Siber suçlar ve dijital güvenlik alanında bilgi paylaşımı,
  • İstihbarat kurumları arasında teknik ve operasyonel koordinasyon,
  • Adli yardımlaşma ve delil paylaşımı mekanizmaları,
  • Suçluların iadesi ve uluslararası hukuki iş birliği süreçleri,
  • Sınır güvenliği, kaçakçılık ve insan ticaretiyle mücadele çalışmaları.

Bu tür mekanizmalar, uluslararası hukuk ve ikili ya da çok taraflı anlaşmalar çerçevesinde birçok devlet tarafından uygulanmaktadır. Özellikle Birleşmiş Milletler sözleşmeleri, INTERPOL iş birliği mekanizmaları ve bölgesel güvenlik örgütleri, devletler arasındaki güvenlik koordinasyonunun kurumsal temelini oluşturmaktadır.

Çin de son yıllarda bu alanları dış politikasının önemli araçlarından biri hâline getirmiştir. Pekin yönetimi, Asya, Afrika, Orta Doğu, Latin Amerika ve Kuşak ve Yol Girişimi kapsamındaki birçok ülkeyle polis iş birliği anlaşmaları, güvenlik protokolleri, adli yardımlaşma düzenlemeleri ve sınır güvenliği alanında ortak çalışmalar geliştirmektedir. Çin makamları, bu girişimlerin uluslararası suçlarla mücadeleyi güçlendirmeyi, kamu güvenliğini artırmayı ve sınır aşan suç ağlarına karşı ortak hareket edilmesini amaçladığını ifade etmektedir.

Bununla birlikte, bazı güvenlik iş birliği mekanizmalarının uygulanış biçimi uluslararası kamuoyunda hukuki ve siyasi tartışmalara da konu olmaktadır. Özellikle insan hakları kuruluşları ve bağımsız araştırmacılar, belirli uygulamaların yalnızca organize suçlarla mücadele amacıyla mı yürütüldüğü, yoksa bazı durumlarda yurt dışındaki muhalifler ve diaspora toplulukları üzerinde de etkiler doğurup doğurmadığı konusunda farklı değerlendirmeler ortaya koymaktadır. Bu tartışmalar, Çin’in küresel güvenlik diplomasisinin yalnızca resmi yönünü değil, uluslararası alandaki yansımalarını da incelemeyi gerekli kılmaktadır.

Fox Hunt Operasyonu

Çin’in küresel güvenlik diplomasisi kapsamında en fazla uluslararası tartışmaya konu olan girişimlerden biri, 2014 yılında başlatılan Fox Hunt (Tilki Avı) operasyonudur. Çin Komünist Partisi’nin yolsuzlukla mücadele kampanyasının uluslararası ayağı olarak duyurulan bu program, yurt dışına kaçtığı değerlendirilen ekonomik suç şüphelilerinin tespit edilmesi ve Çin’e geri getirilmesini amaçlamaktadır.

Çin makamlarına göre Fox Hunt’ın temel hedefleri; kamu görevlilerinin karıştığı yolsuzluk olaylarının soruşturulması, kamu kaynaklarının usulsüz kullanımının önlenmesi, yasa dışı yollarla yurt dışına çıkarılan mal varlıklarının geri kazanılması ve ekonomik suçlardan aranan kişilerin adli süreçlere dâhil edilmesidir. Pekin yönetimi, bu operasyonun uluslararası hukuk çerçevesinde yürütülen meşru bir suçla mücadele programı olduğunu ve birçok ülkeyle gerçekleştirilen adli iş birliği mekanizmaları sayesinde uygulandığını belirtmektedir.

Bununla birlikte, Fox Hunt operasyonu yalnızca yolsuzlukla mücadele boyutuyla değil, uygulama yöntemleri nedeniyle de uluslararası tartışmaların odağında yer almaktadır. Başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere bazı ülkelerde yürütülen adli soruşturmalar, kimi vakalarda resmi iade mekanizmalarının dışında hareket edildiği, kayıt dışı temaslar kurulduğu veya hedef alınan kişilerin Çin’e dönmeye zorlandığı yönündeki iddiaları gündeme taşımıştır. Bu iddialar, çeşitli ülkelerde açılan davalar ve yürütülen soruşturmalar kapsamında kamuoyuna yansımıştır.

İnsan hakları kuruluşları ile bazı bağımsız araştırma merkezleri de Fox Hunt kapsamında uygulandığı öne sürülen yöntemlere ilişkin raporlar yayımlamıştır. Bu raporlarda, bazı vakalarda aile bireyleri üzerinde baskı kurulması, hedef kişilerin yoğun iletişim trafiğiyle psikolojik baskıya maruz bırakılması, gayriresmî arabulucular aracılığıyla temas kurulması ve gönüllü dönüş izlenimi oluşturacak yöntemlerin kullanıldığı iddialarına yer verilmektedir. Bu kuruluşlar, söz konusu uygulamaları “sınır aşan baskı” (transnational repression) tartışmaları kapsamında değerlendirmektedir.

Çin hükümeti ise bu iddiaları reddetmekte ve Fox Hunt’ın uluslararası hukuka uygun şekilde yürütülen bir yolsuzlukla mücadele programı olduğunu savunmaktadır. Pekin’e göre operasyonun amacı, suç işlediği iddia edilen kişilerin adalet önüne çıkarılmasını sağlamak ve uluslararası suçlarla mücadelede ülkeler arasındaki iş birliğini güçlendirmektir.

Fox Hunt operasyonu, bu yönüyle Çin’in güvenlik diplomasisinin en dikkat çeken örneklerinden biri olarak değerlendirilmektedir. Program, bir yandan uluslararası suç ve yolsuzlukla mücadele amacı taşıyan resmi bir girişim olarak sunulurken, diğer yandan uygulama yöntemlerine ilişkin hukuki ve insan hakları tartışmaları nedeniyle küresel ölçekte en fazla incelenen güvenlik politikalarından biri olmayı sürdürmektedir.

Sky Net Kampanyası

Fox Hunt operasyonunun ardından Çin, yurt dışına kaçtığı değerlendirilen ekonomik suç şüphelilerinin takibi ve yasa dışı mali varlıkların geri kazanılmasına yönelik çalışmalarını daha kapsamlı bir yapıya dönüştürmek amacıyla Sky Net (Gökyüzü Ağı) kampanyasını başlattı. 2015 yılında duyurulan bu program, yalnızca belirli kişilerin ülkeye geri getirilmesini değil, aynı zamanda uluslararası mali suçlarla mücadelede kurumlar arası koordinasyonu güçlendirmeyi hedefleyen daha geniş kapsamlı bir girişim olarak tanımlanmaktadır.

Çin makamlarına göre Sky Net kampanyasının temel amaçları arasında uluslararası finans hareketlerinin denetlenmesi, kara para aklama faaliyetlerinin tespit edilmesi, yasa dışı yollarla yurt dışına çıkarılan mal varlıklarının geri kazanılması, ekonomik suçlardan aranan kişilerin izlenmesi ve uluslararası adli iş birliğinin geliştirilmesi yer almaktadır. Bu kapsamda Çin; mali istihbarat birimleri, kolluk kuvvetleri, gümrük idareleri ve adli makamlar arasında koordinasyonu artırmaya yönelik mekanizmalar oluşturduğunu ifade etmektedir.

Sky Net’in uygulanması sürecinde Çin, çok sayıda ülkeyle adli yardımlaşma, mali istihbarat paylaşımı ve suç gelirlerinin takibine yönelik iş birlikleri geliştirmiştir. Program, Pekin tarafından küresel yolsuzlukla mücadele stratejisinin önemli bir ayağı olarak değerlendirilmekte; uluslararası mali sistemin kötüye kullanılmasının önlenmesi ve kamu kaynaklarının korunması hedefleriyle gerekçelendirilmektedir.

Bununla birlikte, Sky Net kampanyası da Fox Hunt operasyonunda olduğu gibi uluslararası kamuoyunda çeşitli tartışmalara konu olmuştur. Bazı insan hakları kuruluşları ve bağımsız araştırmacılar, program kapsamında yürütülen bazı faaliyetlerin şeffaflık, hukuki denetim ve bireysel haklar bakımından soru işaretleri doğurduğunu ileri sürmektedir. Özellikle sınır aşan baskı (transnational repression), gayriresmî temaslar ve yurt dışındaki bazı Çin vatandaşları ile diaspora mensupları üzerinde baskı oluşturulduğuna ilişkin iddialar, çeşitli raporlarda yer almaktadır.

Çin hükümeti ise bu değerlendirmeleri reddetmekte ve Sky Net’in tamamen uluslararası hukuk çerçevesinde yürütülen bir suç ve yolsuzlukla mücadele programı olduğunu savunmaktadır. Pekin’e göre kampanya, küresel mali suç ağlarının engellenmesine katkı sağlamakta ve ülkeler arasındaki adli iş birliğini güçlendirmektedir.

Sky Net kampanyası, bu yönüyle Çin’in güvenlik diplomasisinin yalnızca kolluk kuvvetleri arasındaki iş birliğine değil, aynı zamanda uluslararası finans, adli yardımlaşma ve suç gelirlerinin takibi gibi alanlara da uzanan çok boyutlu yapısını ortaya koymaktadır. Bu nedenle program, Çin’in küresel güvenlik stratejisinin en kapsamlı unsurlarından biri olarak değerlendirilmektedir.

Polis İş Birliği ve Güvenlik Anlaşmaları

Çin’in küresel diplomasi stratejisinin güvenlik boyutunu güçlendiren en önemli araçlardan biri, farklı ülkelerle geliştirilen polis iş birliği anlaşmaları ve güvenlik protokolleridir. Son yıllarda Pekin yönetimi; Afrika, Orta Asya, Güneydoğu Asya, Orta Doğu ve Latin Amerika başta olmak üzere birçok bölgedeki ülkelerle kolluk kuvvetleri arasında iş birliğini artırmaya yönelik çok sayıda ikili ve çok taraflı anlaşma imzalamıştır. Bu girişimler, Çin’in güvenlik diplomasisini ekonomik ve siyasi ilişkilerle birlikte ilerlettiğini göstermektedir.

Söz konusu anlaşmaların kapsamı ülkelere göre farklılık göstermekle birlikte, genel olarak şu alanlarda iş birliğini içermektedir:

  • Polis teşkilatları arasında eğitim ve kapasite geliştirme programları,
  • Güvenlik teknolojileri ve teknik bilgi paylaşımı,
  • Sınır güvenliği ve düzensiz göçle mücadele,
  • Terörizm, organize suç ve insan kaçakçılığına karşı ortak çalışmalar,
  • Biyometrik kimlik doğrulama sistemleri ve dijital güvenlik altyapıları,
  • Suç veri tabanlarının geliştirilmesi ve bilgi paylaşımı,
  • Siber suçlarla mücadele ve dijital delil yönetimi,
  • Acil durum yönetimi ve kriz koordinasyonu.

Çin makamları, bu iş birliklerinin temel amacının uluslararası suçlarla mücadeleyi güçlendirmek, sınır aşan güvenlik tehditlerine karşı ortak hareket etmek ve kolluk kuvvetlerinin kurumsal kapasitesini artırmak olduğunu belirtmektedir. Özellikle Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında geliştirilen ulaşım koridorları, limanlar, enerji projeleri ve lojistik merkezlerinin güvenliğinin sağlanması da bu güvenlik iş birliklerinin önemli gerekçeleri arasında gösterilmektedir.

Bu süreçte Çin merkezli teknoloji şirketlerinin geliştirdiği kamera sistemleri, biyometrik tanıma teknolojileri, akıllı şehir uygulamaları ve dijital güvenlik çözümleri de birçok ülkenin kamu güvenliği altyapısında kullanılmaya başlanmıştır. Bazı hükümetler, bu teknolojileri suç oranlarının azaltılması, kamu düzeninin korunması ve güvenlik kapasitesinin artırılması açısından önemli araçlar olarak değerlendirmektedir.

Öte yandan, bu teknolojik iş birlikleri uluslararası alanda çeşitli tartışmaları da beraberinde getirmiştir. İnsan hakları kuruluşları, akademisyenler ve bazı hükümetler; yüz tanıma sistemleri, biyometrik veri tabanları ve gelişmiş dijital gözetim teknolojilerinin kişisel verilerin korunması, mahremiyet hakkı ve temel özgürlükler açısından dikkatle denetlenmesi gerektiğini savunmaktadır. Özellikle Çin menşeli gözetim teknolojilerinin bazı ülkelerin güvenlik altyapısına entegre edilmesi, veri güvenliği ve olası siyasi etkiler konusunda uluslararası düzeyde farklı değerlendirmelere yol açmaktadır.

Çin ise bu eleştirileri reddederek, geliştirdiği güvenlik teknolojilerinin uluslararası standartlara uygun ticari ürünler olduğunu ve polis iş birliği anlaşmalarının tamamen devletler arasındaki meşru güvenlik ilişkileri kapsamında yürütüldüğünü ifade etmektedir. Pekin yönetimine göre bu iş birlikleri, küresel suçlarla mücadelede uluslararası dayanışmayı güçlendiren ve ortak güvenliği destekleyen diplomatik girişimlerdir.

Polis iş birliği ve güvenlik anlaşmaları, bu yönüyle Çin’in küresel diplomasi ağının yalnızca siyasi ve ekonomik ilişkilerden oluşmadığını; güvenlik, teknoloji ve kurumsal kapasite geliştirme alanlarını da kapsayan çok katmanlı bir yapıya dönüştüğünü göstermektedir.

İade Süreçleri ve Hukuki Tartışmalar

Devletler arasında suçluların iadesi ve adli yardımlaşma mekanizmaları, uluslararası ceza hukukunun temel araçları arasında yer almaktadır. Bu mekanizmalar; ağır suçlarla mücadele, sınır aşan suç örgütlerinin takibi, terörizm, yolsuzluk, kara para aklama ve organize suçların soruşturulmasında devletler arasındaki hukuki iş birliğini güçlendirmeyi amaçlamaktadır. Çin de son yıllarda bu alandaki diplomatik girişimlerini artırarak çok sayıda ülkeyle suçluların iadesi, adli yardımlaşma ve cezai konularda iş birliği anlaşmaları imzalamış veya mevcut anlaşmaların kapsamını genişletmiştir.

Pekin yönetimi, bu anlaşmaların temel amacının uluslararası suçlarla mücadeleyi güçlendirmek, yargı süreçlerini desteklemek ve yurt dışına kaçan suç şüphelilerinin hukuki yollarla adalet önüne çıkarılmasını sağlamak olduğunu belirtmektedir. Çin makamlarına göre, suçluların iadesi ve adli yardımlaşma mekanizmaları, uluslararası hukukun tanıdığı meşru araçlar olup birçok devlet tarafından benzer şekilde uygulanmaktadır.

Bununla birlikte, bazı iade talepleri uluslararası kamuoyunda hukuki ve insan hakları açısından tartışmalara konu olmaktadır. Özellikle siyasi suç isnatları, ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilebilecek eylemler, gazetecilik faaliyetleri, insan hakları savunuculuğu veya etnik ve dini kimlik temelli davalarda ek hukuki güvencelerin gerekli olduğu yönünde görüşler dile getirilmektedir. İnsan hakları kuruluşları, bazı başvurularda adil yargılanma hakkı, işkence yasağı ve temel hakların korunmasına ilişkin uluslararası yükümlülüklerin dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini savunmaktadır.

Bu tartışmaların merkezinde yer alan temel ilkelerden biri, Birleşmiş Milletler Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin 1951 Sözleşmesi ile İşkenceye Karşı Sözleşme başta olmak üzere uluslararası insan hakları hukukunda güvence altına alınan geri göndermeme (non-refoulement) ilkesidir. Bu ilkeye göre, bir kişinin gönderileceği ülkede işkence, insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele ya da ciddi hak ihlali riski bulunuyorsa, zorla geri gönderilmemesi gerekmektedir. Söz konusu ilke, günümüzde uluslararası mülteci hukukunun ve insan hakları hukukunun temel normlarından biri olarak kabul edilmektedir.

Bu nedenle birçok demokratik ülkede mahkemeler, Çin’den gelen iade taleplerini yalnızca ikili anlaşmalar çerçevesinde değil, aynı zamanda uluslararası insan hakları yükümlülükleri bakımından da ayrıntılı biçimde incelemektedir. Bazı davalarda iade talepleri kabul edilirken, bazı başvurular ise işkence riski, adil yargılanma güvenceleri veya siyasi nitelik taşıdığı değerlendirilen suçlamalar nedeniyle reddedilebilmektedir. Her dosya, ilgili ülkenin ulusal mevzuatı, uluslararası sözleşmeler ve somut olayın koşulları çerçevesinde ayrı ayrı değerlendirilmektedir.

Çin ise bu eleştirileri kabul etmemekte ve tüm iade taleplerinin ulusal egemenlik, uluslararası hukuk ve ikili anlaşmalar çerçevesinde yürütüldüğünü savunmaktadır. Pekin yönetimine göre, suç isnadı bulunan kişilerin yalnızca yurt dışında bulunmaları nedeniyle yargı süreçlerinden muaf tutulmaları, uluslararası suçlarla mücadeleye zarar vermektedir.

İade süreçlerine ilişkin bu hukuki tartışmalar, Çin’in güvenlik diplomasisinin en hassas alanlarından birini oluşturmaktadır. Bir yanda devletlerin uluslararası suçlarla mücadele konusunda iş birliği yapma yükümlülüğü bulunurken, diğer yanda temel hak ve özgürlüklerin korunmasına ilişkin uluslararası normlar, her iade talebinin bireysel koşullar ışığında dikkatle değerlendirilmesini zorunlu kılmaktadır.

Diaspora Üzerindeki Etkiler

Çin’in küresel güvenlik diplomasisine ilişkin uluslararası tartışmaların önemli bir boyutunu, yurt dışında yaşayan Çin kökenli topluluklar ve bazı diaspora gruplarına yönelik uygulamalara ilişkin iddialar oluşturmaktadır. Son yıllarda yayımlanan akademik çalışmalar, insan hakları raporları ve çeşitli resmi soruşturmalar, bazı güvenlik politikalarının Çin sınırlarının ötesinde de etkiler doğurduğuna yönelik değerlendirmelere yer vermektedir.

Bu tartışmaların merkezinde özellikle Uygurlar, Tibetliler, Hong Kong’daki demokrasi yanlısı aktivistler ve Çin hükümetini eleştiren bazı muhalifler bulunmaktadır. Çeşitli uluslararası raporlarda, bu grupların bazı üyelerinin yaşadıkları ülkelerde baskı, gözetim veya yıldırma girişimlerine maruz kaldıkları yönünde iddialar dile getirilmektedir. Söz konusu raporlar, bu uygulamaları “sınır aşan baskı” (transnational repression) kavramı çerçevesinde değerlendirmektedir.

Araştırmalarda öne çıkan iddialar arasında aile bireyleri üzerinden baskı kurulması, dijital gözetim faaliyetleri, çevrim içi tehdit ve taciz girişimleri, sosyal medya üzerinden takip, hedef kişilerin yakın çevreleriyle temas kurulması ve bazı durumlarda gönüllü dönüşü teşvik etmeye yönelik psikolojik baskı yöntemleri yer almaktadır. Bazı ülkelerde yürütülen adli soruşturmalar ile parlamentolar tarafından hazırlanan raporlar da bu iddiaların belirli örneklerini incelemiş ve kamuoyuna yansıtmıştır.

Özellikle Uygur diasporasına ilişkin yayımlanan bazı uluslararası raporlarda, farklı ülkelerde yaşayan kişilerin aileleriyle iletişimlerinin kesildiği, yakınlarının güvenlik birimleri tarafından sorgulandığı veya çeşitli yollarla baskı altına alındığı yönünde iddialar bulunmaktadır. Benzer şekilde Tibetli aktivistler, Hong Kong’dan yurt dışına göç eden demokrasi yanlısı isimler ve Çin hükümetini eleştiren bazı muhalifler de çeşitli araştırmalarda bu kapsamda değerlendirilen gruplar arasında gösterilmektedir.

Bu gelişmeler, demokratik ülkelerde ifade özgürlüğü, örgütlenme hakkı, kişisel güvenlik ve diasporaların korunmasına ilişkin yeni hukuki ve siyasi tartışmaları da beraberinde getirmiştir. Son yıllarda bazı hükümetler, yabancı devletlerin sınır aşan baskı faaliyetlerine karşı hukuki düzenlemelerini güçlendirirken, güvenlik kurumları da bu tür iddialara ilişkin soruşturma ve incelemelerini artırmıştır.

Çin hükümeti ise söz konusu iddiaları kesin bir dille reddetmektedir. Pekin yönetimi, yurt dışında yürütülen tüm faaliyetlerin ulusal güvenliğin korunması, uluslararası suçlarla mücadele ve hukuki iş birliği çerçevesinde gerçekleştirildiğini, herhangi bir ülkenin egemenliğini ihlal eden veya bireyleri hukuka aykırı şekilde hedef alan uygulamaların devlet politikası olmadığı görüşünü savunmaktadır.

Diaspora topluluklarına ilişkin bu tartışmalar, Çin’in küresel güvenlik diplomasisinin en fazla uluslararası ilgi gören ve en yoğun şekilde incelenen boyutlarından biri hâline gelmiştir. Bir tarafta devletlerin ulusal güvenlik ve suçla mücadele politikaları yer alırken, diğer tarafta ifade özgürlüğü, insan hakları, siyasi katılım ve diaspora topluluklarının korunmasına ilişkin uluslararası hukuk ilkeleri bulunmaktadır. Bu nedenle konu, güvenlik ile temel hak ve özgürlükler arasındaki hassas denge açısından uluslararası ilişkiler literatüründe önemini korumaya devam etmektedir.

Sonuç

Çin’in son yıllarda izlediği küresel diplomasi stratejisi, yalnızca ekonomik yatırımlar, ticaret anlaşmaları veya üst düzey siyasi temaslarla sınırlı değildir. Güvenlik alanındaki iş birlikleri, adli yardımlaşma mekanizmaları, polis teşkilatları arasındaki koordinasyon, suçluların iadesi süreçleri ve uluslararası suçlarla mücadele programları da Pekin’in dış politika araçları arasında giderek daha belirgin bir yer edinmektedir. Bu durum, günümüz uluslararası ilişkilerinde diplomasi ile güvenlik politikalarının birbirini tamamlayan iki unsur hâline geldiğini göstermektedir.

Bu bölümde incelenen Fox Hunt ve Sky Net operasyonları, polis iş birliği anlaşmaları, güvenlik protokolleri, iade mekanizmaları ve diaspora politikalarına ilişkin uluslararası tartışmalar, Çin’in güvenlik diplomasisinin çok katmanlı bir yapıya sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Bir tarafta Pekin yönetiminin yolsuzlukla mücadele, sınır aşan suçların önlenmesi ve kamu güvenliğinin güçlendirilmesine yönelik resmi politikaları bulunurken; diğer tarafta bazı insan hakları kuruluşları, akademik araştırmalar ve çeşitli ülkelerde yürütülen soruşturmalar, bu mekanizmaların uygulanış biçimine ilişkin hukuki ve insan hakları temelli eleştirileri gündeme getirmektedir.

Bu nedenle Çin’in küresel diplomasi stratejisinin güvenlik boyutu, tek yönlü değerlendirmelerle açıklanabilecek bir konu değildir. Uluslararası güvenlik iş birliği, devletlerin egemenlik hakları ve suçla mücadele sorumlulukları kadar; insan haklarının korunması, hukukun üstünlüğü, adil yargılanma güvenceleri ve uluslararası hukuk ilkeleri açısından da değerlendirilmesi gereken çok boyutlu bir alan oluşturmaktadır.

Sonuç olarak, Çin’in küresel diplomasi atağını anlamak için yalnızca ekonomik yatırımlara, ticaret koridorlarına veya diplomatik zirvelere odaklanmak yeterli değildir. Güvenlik diplomasisi, polis iş birlikleri, adli mekanizmalar ve bunların uluslararası hukuk ile insan hakları üzerindeki etkileri de bu stratejinin ayrılmaz parçalarıdır. Önümüzdeki yıllarda Çin’in küresel etkisi genişledikçe, bu güvenlik boyutunun uluslararası ilişkiler literatüründe ve diplomatik tartışmalarda daha fazla önem kazanması beklenmektedir.

Doğu Türkistan Bülteni Haber Ajansı / HABER MERKEZİ

 

Kaynakça

Ek Okumalar

Fox Hunt ve Sky Net

Güvenlik Diplomasisi ve Polis İş Birliği

İnsan Hakları ve Uluslararası Hukuk

Çin’in Küresel Diplomasi Stratejisi

Ayrıca Kontrol Et

Çin, Scarborough Sığlığı’nda Askeri Güç Gösterisini Artırdı: Savaş Gemileri ve Bombardıman Uçaklarıyla Yeni Gözdağı

MANILA – İşgal altında tuttuğu Doğu Türkistan’da yıllardır milyonlarca Uygur Türkünü keyfi gözaltılar, toplama kampları, …