Perşembe , Eylül 17 2026
Son Dakika Haberleri

PEKİN’İN UZUN KOLU: Fox Hunt Operasyonları ve Çin’in Küresel Takip İmparatorluğu 8. Bölüm: Toplu İadeler ve Çin’in Dost Rejimleri

Çin Halk Cumhuriyeti’nin “Fox Hunt” (Tilki Avı) ve “Sky Net” (Gök Ağı) adı altında yürüttüğü sınır ötesi operasyonlar, uzun yıllar boyunca çoğunlukla bireysel hedeflere yönelik takip, baskı ve zorla geri döndürme girişimleriyle gündeme geldi. Ancak uluslararası insan hakları kuruluşlarının raporları ve son on yılda yaşanan vakalar, Pekin’in küresel stratejisinin yalnızca tek tek kişileri hedef almakla sınırlı olmadığını; bazı ülkelerle kurduğu yakın siyasi ve güvenlik ilişkileri sayesinde toplu sınır dışı ve iade süreçlerinde de etkili olabildiğini ortaya koyuyor.

Özellikle Güneydoğu Asya, Pasifik ve Afrika’nın bazı bölgelerinde yaşanan olaylar, Çin’in ekonomik yatırımlarını, güvenlik iş birliklerini ve diplomatik nüfuzunu uluslararası insan hakları hukuku açısından tartışmalı sonuçlar doğuran süreçlerde kullanabildiğine ilişkin ciddi iddiaları beraberinde getirdi. Bu süreçlerde en ağır bedeli ise çoğu zaman Uygur Türkleri, Çinli muhalifler, demokrasi aktivistleri ve Pekin tarafından “aranan kişi” ilan edilen bireyler ödedi.

Araştırma dosyamızın bu bölümünde Myanmar’dan Laos’a, Tayland’dan Malezya’ya, Endonezya’dan Mısır’a, Fiji’den Vanuatu’ya uzanan geniş bir coğrafyada yaşanan toplu iade vakaları inceleniyor. Ortaya çıkan tablo, yalnızca münferit diplomatik girişimlerden ibaret değil; uluslararası hukukçuların ve insan hakları savunucularının “sınır aşan baskı” olarak tanımladığı daha geniş bir güvenlik mimarisine işaret ediyor.

Myanmar: Sınırın Ötesinde Başlayan Baskı

Çin ile 2 bin kilometreyi aşan ortak sınıra sahip Myanmar, Pekin’in güvenlik politikalarının en yoğun hissedildiği ülkelerden biri olarak öne çıkıyor. Özellikle sınır bölgelerinde faaliyet gösteren silahlı gruplar, kaçak geçiş rotaları ve etnik çatışmalar nedeniyle iki ülke arasındaki güvenlik iş birliği uzun yıllardır devam ediyor.

İnsan hakları kuruluşlarına göre bu yakın ilişki, yalnızca organize suçla mücadeleyle sınırlı kalmadı. Çin’den kaçan bazı Uygurların ve Pekin tarafından aranan kişilerin Myanmar güvenlik güçlerince gözaltına alındığı ve daha sonra Çin makamlarına teslim edildiği yönündeki vakalar uluslararası raporlara yansıdı. Uzmanlara göre bu süreçlerde sığınma başvurularının değerlendirilmesi ve geri göndermeme (non-refoulement) ilkesinin uygulanması konusunda ciddi soru işaretleri oluştu.

Safeguard Defenders’ın “Chasing Fox Hunt” raporu da Fox Hunt operasyonlarının zaman içinde klasik adli iş birliği mekanizmalarının ötesine geçtiğini, “ikna ederek geri döndürme”, aile bireylerine baskı kurulması ve üçüncü ülkelerde yürütülen operasyonlarla genişlediğini ortaya koyuyor. Rapora göre Pekin, yalnızca iade anlaşmalarına değil, siyasi ve güvenlik ilişkilerine de giderek daha fazla ağırlık veriyor.

Myanmar’da yaşanan vakalar, bu yaklaşımın ilk örneklerinden biri olarak değerlendiriliyor. Sınır bölgelerinde yakalanan kişilerin akıbetine ilişkin şeffaf bilgiye çoğu zaman ulaşılamazken, uluslararası kuruluşlar bağımsız gözlemcilerin bölgeye erişiminin kısıtlı olmasının hesap verebilirliği daha da zorlaştırdığına dikkat çekiyor.

Laos ve Endonezya: Pekin’in Güvenlik Ağında Sessiz Teslimiyet

Çin’in sınır aşan güvenlik stratejisi yalnızca ikili iade anlaşmaları veya Interpol bildirimleri üzerinden yürümüyor. Son yıllarda Pekin’in özellikle Güneydoğu Asya’da geliştirdiği güvenlik ortaklıkları, Fox Hunt ve Sky Net operasyonlarının uygulanmasında yeni bir aşamaya işaret ediyor. Bu yeni modelde Çin, ekonomik yatırımlar, altyapı projeleri ve güvenlik iş birlikleri sayesinde bazı ülkelerde aradığı kişilere ulaşma kapasitesini önemli ölçüde artırırken, gözaltına alınan kişilerin Çin makamlarına teslim edilmesi süreçleri de uluslararası insan hakları kuruluşlarının dikkatini çekiyor.

Bu tablonun en dikkat çekici örneklerinden ikisi ise Laos ve Endonezya oldu.

Laos: Kuşak ve Yol Gölgesinde Güvenlik İş Birliği

Çin ile uzun bir kara sınırını paylaşan Laos, Pekin’in Güneydoğu Asya’daki en yakın siyasi ortaklarından biri olarak değerlendiriliyor. Son yıllarda milyarlarca dolarlık demiryolu yatırımları, enerji projeleri ve altyapı finansmanıyla iki ülke arasındaki ekonomik bağlar derinleşirken, güvenlik alanındaki iş birliği de aynı ölçüde genişledi.

Safeguard Defenders’ın Chasing Fox Hunt raporuna göre Laos, Fox Hunt ve Sky Net operasyonlarının yürütüldüğü ülkeler arasında yer alıyor. Raporda, 2014–2023 yılları arasında Çin tarafından Laos’ta çok sayıda operasyon gerçekleştirildiği belirtilirken, bu süreçlerin yalnızca adli iş birliğiyle sınırlı kalmadığı, doğrudan Çin güvenlik birimlerinin koordinasyonuyla yürütülen sınır aşan faaliyetleri de kapsadığı ifade ediliyor.

Raporda dikkat çeken verilerden biri ise 2023 yılına ait. Çin kamu güvenliği makamlarının yayımladığı resmi bilgilere dayandırılan değerlendirmeye göre Laos’tan 164 kişinin Çin’e teslim edildiği belirtiliyor. Aynı tabloda bu kişilerin “telekom dolandırıcılığı şüphelileri” olarak tanımlandığı görülüyor. Ancak uluslararası hukuk uzmanları, suç isnadının niteliğinden bağımsız olarak her bir kişinin adil yargılanma hakkı, bağımsız hukuki temsil ve geri göndermeme ilkesi bakımından ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekiyor.

İnsan hakları savunucularına göre Laos’ta yaşanan süreçlerin en tartışmalı yönlerinden biri şeffaflık eksikliği. Gözaltına alınan kişilerin avukatlara erişimi, bağımsız gözlemcilerin süreci izlemesi ve uluslararası koruma başvurularının değerlendirilmesine ilişkin kamuoyuna açık bilgiler son derece sınırlı kalıyor. Bu durum, özellikle Çin’de siyasi baskıya uğrama veya işkence riski bulunduğunu ileri süren kişiler açısından uluslararası hukuk bakımından ciddi soru işaretleri doğuruyor.

Safeguard Defenders raporu ayrıca Fox Hunt operasyonlarının klasik suçluların iadesiyle sınırlı olmadığını; Çin’in zaman zaman üçüncü ülkelerde yaşayan muhalifler, eski kamu görevlileri ve Pekin tarafından aranan kişiler üzerinde aile baskısı, psikolojik yıldırma ve “gönüllü dönüş” adı verilen yöntemleri de kullandığını vurguluyor. Laos’un bu geniş güvenlik ağının önemli halkalarından biri hâline geldiği değerlendirmesi yapılıyor.

Endonezya: Ortak Operasyonlardan Toplu Teslimlere

Benzer bir tablo, Güneydoğu Asya’nın en büyük ülkesi olan Endonezya’da da dikkat çekiyor. Çin ile gelişen ekonomik ilişkiler ve güvenlik alanındaki temaslar, son yıllarda özellikle sınır aşan suçlarla mücadele kapsamında yoğunlaştı. Ancak bu iş birliği, bazı operasyonların insan hakları boyutunun tartışılmasına da yol açtı.

Chasing Fox Hunt raporunda yer alan verilere göre 2023 yılında Endonezya’da düzenlenen ortak operasyonlar sonucunda 88 kişinin Çin’e teslim edildiği bildirildi. Çin makamları bu kişilerin çevrim içi dolandırıcılık şebekeleriyle bağlantılı olduğunu öne sürerken, operasyonların Çin ve Endonezya güvenlik güçlerinin koordinasyonuyla gerçekleştirildiği ifade edildi.

Rapor, Endonezya’nın da Fox Hunt faaliyetlerinin yürütüldüğü ülkeler arasında yer aldığını ortaya koyuyor. Buna göre Pekin, yalnızca kendi ülkesindeki soruşturmalarla yetinmeyerek sınır ötesinde bulunan kişilerin yerlerinin tespiti, gözaltına alınması ve Çin’e gönderilmesi için yabancı güvenlik kurumlarıyla yakın iş birliği geliştiriyor.

Uluslararası hukuk uzmanları ise bu tür operasyonlarda temel sorunun, gözaltına alınan kişilerin bireysel durumlarının ne ölçüde değerlendirildiği olduğunu belirtiyor. Bir kişinin hakkında ceza soruşturması bulunması, otomatik olarak iadesinin hukuka uygun olduğu anlamına gelmiyor. Özellikle işkence riski, siyasi kovuşturma ihtimali veya adil yargılanma güvencelerine ilişkin endişeler varsa, devletlerin geri göndermeme yükümlülüğü devam ediyor.

Son yıllarda Çin’in “telekom dolandırıcılığıyla mücadele” başlığı altında yürüttüğü uluslararası operasyonlar giderek daha geniş bir coğrafyaya yayılırken, insan hakları kuruluşları bu operasyonların bağımsız yargı denetimi ve uluslararası koruma mekanizmalarıyla uyumlu yürütülmesi gerektiğini vurguluyor. Aksi hâlde, sınır aşan suçlarla mücadele amacıyla kurulan güvenlik ortaklıklarının, siyasi baskı riski taşıyan kişilerin korunmasını zayıflatabileceği uyarısında bulunuyorlar.

Laos ve Endonezya örnekleri, Pekin’in küresel güvenlik stratejisinin yalnızca kendi sınırları içinde değil, ekonomik ve diplomatik etkisinin güçlü olduğu ülkelerde de somut sonuçlar doğurduğunu gösteriyor. Bu tablo, Fox Hunt ve Sky Net operasyonlarının zaman içinde bireysel takip girişimlerinden çıkarak, uluslararası güvenlik iş birlikleri üzerinden çok daha geniş kapsamlı bir yapıya dönüştüğünü ortaya koyuyor.

Fiji ve Vanuatu: Pasifik’te Genişleyen Güvenlik İş Birliği ve Tartışmalı İadeler

Çin’in Fox Hunt ve Sky Net operasyonlarının ulaştığı coğrafya yalnızca Asya ile sınırlı değil. Son yıllarda Pekin’in ekonomik, diplomatik ve güvenlik alanındaki etkisini hızla artırdığı Pasifik ada devletleri de bu küresel ağın dikkat çeken halkalarından biri hâline geldi. Özellikle Fiji ve Vanuatu’da yaşanan toplu iade vakaları, Çin’in sınır aşan güvenlik stratejisinin küçük ada devletlerine kadar uzandığını gösterirken, bu operasyonların uluslararası hukuk ve insan hakları açısından doğurduğu sonuçlar da tartışma konusu oldu.

Fiji: Pasifik’in Sessiz İade Koridoru

Pasifik Okyanusu’nun en önemli ada ülkelerinden biri olan Fiji, son yıllarda Çin’in bölgede geliştirdiği diplomatik ve ekonomik açılımın merkezlerinden biri olarak öne çıktı. Altyapı yatırımları, kalkınma kredileri ve güvenlik alanındaki temasların artmasıyla birlikte iki ülke arasındaki ilişkiler yeni bir boyut kazanırken, bu yakınlaşmanın güvenlik politikalarına da yansıdığı görüldü.

Safeguard Defenders’ın Chasing Fox Hunt raporuna göre, Fiji Fox Hunt operasyonlarının yürütüldüğü ülkeler arasında yer alıyor. Raporda yer alan resmi verilere göre, 2017 yılında Fiji’den 77 kişi Çin’e teslim edildi. Çin makamları bu kişilerin büyük bölümünü telekom dolandırıcılığı soruşturmaları kapsamında aranan şüpheliler olarak tanımlarken, operasyon iki ülkenin güvenlik makamları arasındaki koordinasyonla gerçekleştirildi.

Toplu teslim süreci uluslararası insan hakları çevrelerinde dikkatle izlendi. Hukuk uzmanlarına göre, uluslararası ceza iş birliği kapsamında yürütülen operasyonlar meşru kabul edilse de, her bir kişi hakkında bireysel hukuki inceleme yapılması, bağımsız yargı denetiminin sağlanması ve geri göndermeme ilkesinin gözetilmesi uluslararası hukukun temel yükümlülükleri arasında yer alıyor. Özellikle Çin’de adil yargılanma, avukata erişim ve işkence iddiaları konusundaki uluslararası endişeler nedeniyle bu tür iadelerin şeffaf biçimde yürütülmesi gerektiği vurgulanıyor.

Araştırmacılar, Fiji örneğinin Çin’in Pasifik’teki artan nüfuzunun yalnızca ekonomik yatırımlarla sınırlı olmadığını, güvenlik alanındaki iş birliklerinin de giderek daha görünür hâle geldiğini belirtiyor. Fox Hunt operasyonlarının kapsamının genişlemesiyle birlikte, Pekin’in sınır ötesindeki soruşturmalarında Pasifik ülkelerini de aktif ortaklar olarak değerlendirdiği ifade ediliyor.

Vanuatu: Küçük Ada Devletinde Büyük Güç Rekabeti

Pasifik’in bir diğer önemli ülkesi olan Vanuatu da son yıllarda Çin’in ekonomik ve diplomatik açılımından en fazla etkilenen ülkeler arasında gösteriliyor. Liman projeleri, kamu binaları, ulaştırma yatırımları ve kalkınma finansmanı sayesinde Pekin’in ülkedeki etkisi belirgin biçimde artarken, güvenlik alanındaki iş birlikleri de uluslararası kamuoyunun dikkatini çekmeye başladı.

Chasing Fox Hunt raporunda yer alan verilere göre, 2019 yılında Vanuatu’dan 6 kişi Çin’e teslim edildi. Çin makamları söz konusu kişilerin suç soruşturmaları kapsamında arandığını belirtirken, operasyon Fox Hunt kapsamında yürütülen uluslararası faaliyetler arasında gösteriliyor.

Her ne kadar sayı diğer ülkelere kıyasla sınırlı görünse de, insan hakları uzmanlarına göre Vanuatu vakası sembolik önem taşıyor. Yaklaşık 300 bin nüfuslu küçük bir ada devletinin, Çin’in küresel güvenlik operasyonları zincirine dâhil olması, Fox Hunt ağının ulaştığı coğrafi genişliği ortaya koyuyor. Bu durum, Pekin’in yalnızca büyük bölgesel güçlerle değil, diplomatik ilişkilerini geliştirdiği daha küçük devletlerle de güvenlik iş birliğini derinleştirdiğini gösteriyor.

Uluslararası hukuk çevreleri, bu tür operasyonlarda temel ölçütün suç isnadının niteliği değil, kişilerin temel haklarının korunması olduğunu vurguluyor. Bir kişinin uluslararası suç soruşturması kapsamında aranması, geri gönderme sürecinin otomatik olarak hukuka uygun olduğu anlamına gelmiyor. Özellikle siyasi saik taşıyan kovuşturmalar, işkence riski veya adil yargılanma güvencelerine ilişkin ciddi endişeler söz konusu olduğunda, devletlerin uluslararası sözleşmelerden doğan yükümlülükleri devam ediyor.

Fiji ve Vanuatu örnekleri, Çin’in Fox Hunt ve Sky Net operasyonlarının yalnızca Asya kıtasında değil, Pasifik’in en uzak ada devletlerine kadar uzanan küresel bir güvenlik ağına dönüştüğünü ortaya koyuyor. Araştırmacılara göre Pekin, ekonomik yatırımlar, diplomatik ilişkiler ve güvenlik iş birliklerini birlikte kullanarak dünyanın farklı bölgelerinde aradığı kişilere ulaşma kapasitesini genişletirken, bu süreç uluslararası insan hakları hukuku ve devletlerin geri göndermeme yükümlülüğü bakımından yeni tartışmaları da beraberinde getiriyor.

Tayland: Uygur İadelerinden Fox Hunt Operasyonlarına Uzanan Tartışmalı Ortaklık

Çin’in Güneydoğu Asya’daki güvenlik politikalarının en fazla tartışıldığı ülkelerin başında Tayland geliyor. Coğrafi konumu, Çin ile gelişen ekonomik ilişkileri ve güvenlik alanındaki yakın iş birliği nedeniyle Bangkok yönetimi, son on yılda Pekin’in sınır aşan operasyonları ve tartışmalı iade süreçlerinde uluslararası kamuoyunun odağına yerleşti. İnsan hakları kuruluşlarına göre Tayland’da yaşanan gelişmeler, Çin’in yalnızca diplomatik nüfuzunu değil, güvenlik alanındaki etkisini de bölgesel ölçekte nasıl genişlettiğini gösteren en önemli örneklerden biri olarak değerlendiriliyor.

Bu tartışmaların başlangıç noktası ise 2015 yılında yaşanan ve uluslararası kamuoyunda geniş yankı uyandıran Uygur iadesi oldu.

109 Uygurun Çin’e Gönderilmesi

9 Temmuz 2015 tarihinde Tayland yönetimi, aylar boyunca gözetim altında tuttuğu 109 Uygur Türkünü özel uçaklarla Çin’e gönderdi. Çin devlet televizyonunda yayımlanan görüntülerde, başlarına siyah çuvallar geçirilmiş ve elleri kelepçelenmiş kişilerin uçaktan indirildiği anlar dünya kamuoyunda infiale yol açtı.

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), Birleşmiş Milletler insan hakları uzmanları, uluslararası sivil toplum kuruluşları ve çok sayıda hükümet, iadelerin geri göndermeme (non-refoulement) ilkesini ihlal edebileceği uyarısında bulundu. İnsan hakları örgütleri, Çin’e gönderilen kişilerin işkence, keyfi tutuklama ve adil yargılanmama riskiyle karşı karşıya kalabileceklerini belirterek Tayland yönetimini sert biçimde eleştirdi.

Aynı dönemde yaklaşık 170 Uygur kadın ve çocuk Türkiye’ye gönderilirken, erkeklerin önemli bir bölümünün Çin’e teslim edilmesi uluslararası kamuoyunda farklı muamele tartışmalarını da beraberinde getirdi.

Bangkok, Pekin’in Güvenlik Gündeminde Önemli Bir Merkez Hâline Geldi

2015’teki iade krizi sonrasında Tayland ile Çin arasındaki güvenlik iş birliği daha da görünür hâle geldi. Çin kamu güvenliği makamları ile Tayland polisi arasında suçluların takibi, mali suçlar, telekom dolandırıcılığı ve sınır aşan suçlarla mücadele alanlarında ortak operasyonlar yürütülmeye başlandı.

Safeguard Defenders’ın Chasing Fox Hunt raporuna göre Tayland, Fox Hunt operasyonlarının faaliyet gösterdiği ülkeler arasında yer alıyor. Rapor, Çin’in yalnızca resmi iade mekanizmalarını değil, üçüncü ülkelerde yaşayan hedef kişilere yönelik baskı, gözetim ve “ikna ederek geri döndürme” yöntemlerini de kullandığını ortaya koyuyor.

Raporda ayrıca Tayland’ın, Çin makamlarının yurt dışında yürüttüğü bazı sınır aşan operasyonlarda öne çıkan ülkelerden biri olduğu belirtilirken, bu faaliyetlerin klasik adli yardımlaşmanın ötesine geçtiğine dikkat çekiliyor.

Muhalifler ve Siyasi Sığınmacılar da Hedef Oldu

Tayland yalnızca Uygur sığınmacılar açısından değil, Çinli muhalifler için de güvenli bir geçiş ülkesi olmaktan giderek uzaklaştı.

Çinli demokrasi yanlısı aktivistler Dong Guangping ve Jiang Yefei, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği tarafından mülteci olarak tanınmalarına rağmen 2015 yılında Tayland tarafından Çin’e gönderildi. Her iki isim de daha sonra Çin’de hapis cezalarına çarptırıldı.

Safeguard Defenders raporunda ayrıca Çin’in Tayland’da bulunan hedef kişilere yönelik istihbarat faaliyetleri, yakın takibi ve geri dönüş baskısına ilişkin örneklere de yer veriliyor. İnsan hakları savunucuları, bu vakaların Pekin’in sınırlarının ötesinde yürüttüğü baskı stratejisinin önemli parçaları olduğunu değerlendiriyor.

Toplu Operasyonlar ve Yeni Tartışmalar

Son yıllarda Tayland ile Çin güvenlik makamlarının özellikle çevrim içi dolandırıcılık şebekelerine yönelik ortak operasyonları da hız kazandı. Çin makamları bu operasyonları uluslararası organize suçla mücadele kapsamında değerlendirirken, insan hakları kuruluşları her iade sürecinde bireysel hukuki inceleme yapılması, bağımsız mahkemelerin denetimi ve geri göndermeme ilkesinin eksiksiz uygulanması gerektiğini vurguluyor.

Uzmanlara göre, sınır aşan suçlarla mücadele ile uluslararası koruma hakkı arasında hassas bir denge bulunuyor. Bir kişinin suç şüphesiyle aranması, işkence veya siyasi kovuşturma riski bulunan bir ülkeye otomatik olarak gönderilebileceği anlamına gelmiyor.

Pekin’in Bölgesel Güvenlik Stratejisinin Kilit Halkası

Bugün Tayland, Çin’in Güneydoğu Asya’daki en önemli güvenlik ortaklarından biri olarak görülüyor. Uygur iadeleri, Çinli muhaliflerin sınır dışı edilmesi ve Fox Hunt kapsamında raporlanan sınır aşan faaliyetler birlikte değerlendirildiğinde, Bangkok’un Pekin’in küresel güvenlik stratejisinde kritik bir konuma sahip olduğu görülüyor.

İnsan hakları örgütleri ise Tayland örneğinin, uluslararası hukukun temel ilkeleri ile devletlerin güvenlik iş birlikleri arasındaki gerilimin en görünür örneklerinden biri olduğunu belirtiyor. Özellikle geri göndermeme ilkesinin korunması, bağımsız yargı denetimi ve sığınmacıların uluslararası koruma haklarının güvence altına alınması gerektiği yönündeki çağrılar, bugün de güncelliğini koruyor.

Mısır: El-Ezher’den Gözaltı Merkezlerine Uzanan Sessiz Operasyon

Çin’in sınır aşan baskı politikalarının en fazla tartışıldığı ülkelerden biri de Kuzey Afrika’nın en önemli devletlerinden Mısır oldu. Pekin ile Kahire arasında son yıllarda hızla gelişen ekonomik, diplomatik ve güvenlik ilişkileri, özellikle ülkede eğitim gören Uygur öğrencilerin hedef alındığı iddialarıyla uluslararası kamuoyunun dikkatini çekti. İnsan hakları kuruluşları, 2017 yılında yaşanan toplu gözaltıların yalnızca iki ülke arasındaki güvenlik iş birliğinin bir sonucu olmadığını, aynı zamanda Çin’in yurt dışındaki Uygur diasporasını baskı altına alma stratejisinin önemli dönüm noktalarından biri olduğunu değerlendiriyor.

El-Ezher Öğrencilerine Yönelik Operasyon

2017 yılının Temmuz ayında, dünyanın en köklü İslam eğitim kurumlarından biri olan Kahire’deki El-Ezher Üniversitesi’nde öğrenim gören onlarca Uygur öğrenci, Mısır güvenlik güçleri tarafından düzenlenen operasyonlarda gözaltına alındı. Operasyonlar kısa sürede öğrenci yurtlarına, restoranlara ve Uygurların yoğun olarak bulunduğu mahallelere yayıldı.

Uluslararası insan hakları örgütlerinin yayımladığı raporlara göre, çok sayıda Uygur öğrenci herhangi bir suç isnadı kamuoyuna açıklanmadan gözaltına alındı. Bazılarının daha sonra serbest bırakıldığı belirtilirken, bazı kişilerin Çin’e gönderildiği veya akıbetlerinin uzun süre bilinmediği yönünde ciddi iddialar gündeme geldi. Olaylar, uluslararası medyada geniş yer bulurken, Birleşmiş Milletler insan hakları mekanizmaları da gelişmeleri yakından izlediklerini açıkladı.

İnsan hakları savunucuları, operasyonların Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in Kahire ziyareti sonrasında iki ülke arasında gelişen güvenlik iş birliğiyle aynı döneme denk gelmesine dikkat çekerek, Uygur öğrencilerin Çin’in talepleri doğrultusunda hedef alınmış olabileceği yönünde endişelerini dile getirdi. Ancak Mısır makamları, operasyonların kendi ulusal güvenlik değerlendirmeleri çerçevesinde yürütüldüğünü savundu.

Uluslararası Hukuk Açısından Tartışmalı Süreç

Mısır’da yaşanan gelişmeler, uluslararası hukukun en temel ilkelerinden biri olan geri göndermeme (non-refoulement) ilkesini yeniden gündeme taşıdı. Bu ilkeye göre, bir kişinin işkence, kötü muamele veya siyasi zulüm riskiyle karşı karşıya kalabileceği bir ülkeye zorla gönderilmesi uluslararası hukuka aykırı kabul ediliyor.

Birleşmiş Milletler uzmanları ve uluslararası insan hakları kuruluşları, gözaltına alınan Uygurların bireysel durumlarının bağımsız biçimde değerlendirilmesi, avukatlara erişimlerinin sağlanması ve uluslararası koruma başvurularının incelenmesi gerektiğini vurguladı. Ancak yaşanan süreçte birçok kişinin ailesi uzun süre yakınlarının nerede tutulduğunu öğrenemediklerini, bazı kişilerin ise hiçbir resmi açıklama yapılmadan ortadan kaybolduğunu bildirdi.

Çin’in Küresel Baskı Stratejisinin Bir Parçası

Safeguard Defenders’ın Chasing Fox Hunt raporu, Çin’in son yıllarda yurt dışında bulunan hedef kişilere ulaşmak için yalnızca resmi iade mekanizmalarına değil; diplomatik baskı, güvenlik iş birlikleri, ailelere yönelik yıldırma yöntemleri ve “ikna ederek geri döndürme” uygulamalarına da başvurduğunu ortaya koyuyor. Raporda Mısır ayrıntılı vaka ülkesi olarak işlenmese de, Çin’in sınır aşan baskı yöntemlerinin küresel ölçekte genişlediği ve farklı ülkelerde farklı yöntemlerle uygulandığı belirtiliyor.

Mısır örneği ise bu stratejinin farklı bir boyutunu gözler önüne serdi. Burada hedef alınanlar, çoğunlukla yurt dışında eğitim gören, uluslararası koruma arayışındaki Uygur öğrencilerdi. İnsan hakları kuruluşlarına göre, bu olaylar Çin’in sınırları dışında yaşayan Uygurların da kendilerini güvende hissedemeyecekleri yönündeki endişeleri derinleştirdi.

Kahire’den Dünyaya Yayılan Endişe

2017 operasyonlarının ardından çok sayıda Uygur öğrenci Mısır’dan ayrılarak üçüncü ülkelere gitmeye çalıştı. El-Ezher’de eğitim gören Uygurların önemli bir bölümü kayıtlarını dondurdu veya eğitimlerini yarıda bıraktı. Akademisyenler ve insan hakları savunucuları, bu gelişmenin yalnızca bireysel mağduriyetlere yol açmadığını, aynı zamanda dini eğitim amacıyla yurt dışına çıkan Uygurlar üzerinde de ciddi bir caydırıcı etki oluşturduğunu belirtiyor.

Mısır’da yaşananlar, Pekin’in küresel güvenlik ve baskı politikalarının yalnızca suç soruşturmalarıyla sınırlı olmadığını, eğitim, göç ve uluslararası hareketlilik alanlarını da etkileyebildiğini gösteren en dikkat çekici örneklerden biri olarak değerlendiriliyor. Bugün birçok uluslararası hukuk uzmanı, Kahire’de yaşanan operasyonları Çin’in sınır aşan baskı stratejisinin dönüm noktalarından biri olarak kabul ediyor ve benzer vakaların tekrar yaşanmaması için uluslararası koruma mekanizmalarının güçlendirilmesi çağrısında bulunuyor.

Malezya: Diplomatik Dengenin Gölgesinde Tartışmalı İadeler

Çin’in Güneydoğu Asya’daki en önemli ekonomik ortaklarından biri olan Malezya, son yıllarda Pekin ile geliştirdiği kapsamlı ticari ilişkilerin yanı sıra güvenlik alanındaki iş birliğiyle de dikkat çekiyor. Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında hayata geçirilen milyarlarca dolarlık altyapı projeleri, artan yatırım hacmi ve stratejik ortaklıklar iki ülke arasındaki ilişkileri güçlendirirken, bu yakınlaşmanın sınır aşan güvenlik operasyonlarına yansımaları da uluslararası insan hakları çevrelerinin gündemine taşındı.

Safeguard Defenders’ın Chasing Fox Hunt raporuna göre Malezya, Çin’in Fox Hunt ve daha sonra Sky Net operasyonlarının yürütüldüğü ülkeler arasında yer alıyor. Raporda, 2014 yılından itibaren Çin kamu güvenliği makamlarının Malezya’da çeşitli sınır aşan operasyonlar yürüttüğü ve Pekin’in yurt dışında aradığı kişilere ulaşabilmek için Malezya güvenlik makamlarıyla farklı düzeylerde iş birliği geliştirdiği belirtiliyor.

Raporda ayrıca, Çin’in sınır ötesindeki faaliyetlerinin yalnızca resmi iade mekanizmalarıyla sınırlı olmadığı; hedef kişilere yönelik baskı, aile üyeleri üzerinden psikolojik yıldırma ve “ikna ederek geri dönüş” yöntemlerinin de Fox Hunt stratejisinin önemli unsurları hâline geldiği vurgulanıyor.

Uygur Sığınmacılar ve Tartışmalı Geri Gönderme Kararları

Malezya’nın uluslararası kamuoyunda en fazla tartışıldığı konuların başında ise ülkede bulunan Uygur sığınmacıların durumu geliyor.

Yıllar içerisinde Çin’in Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nden ayrılarak Güneydoğu Asya üzerinden güvenli üçüncü ülkelere ulaşmaya çalışan çok sayıda Uygur, Malezya’da yakalandı veya gözaltına alındı. Bu kişilerin hukuki statüsü ve Çin’e gönderilip gönderilmeyecekleri, uluslararası insan hakları kuruluşlarının yakından takip ettiği başlıklar arasında yer aldı.

Özellikle 2018 yılında, Malezya hükümeti dikkat çekici bir karar alarak gözetim altında bulunan 11 Uygur Türkünün Çin’e iade edilmesi yönündeki talepleri reddetti. Bunun yerine söz konusu kişiler güvenli şekilde üçüncü bir ülkeye geçmelerine imkân sağlanarak Türkiye’ye ulaştı. Bu karar, uluslararası insan hakları çevreleri tarafından geri göndermeme ilkesine uygun bir uygulama olarak değerlendirildi.

Ancak farklı dönemlerde Malezya’da gözaltına alınan bazı Çin vatandaşlarının ve Pekin tarafından aranan kişilerin Çin’e teslim edilmesi, ülkedeki uygulamaların her olayda aynı yönde ilerlemediğini gösterdi. İnsan hakları kuruluşları, her iade kararının bireysel olarak değerlendirilmesi ve özellikle siyasi saik taşıyan dosyalarda uluslararası koruma yükümlülüklerinin titizlikle uygulanması gerektiğini vurguluyor.

Ekonomik Ortaklıktan Güvenlik İş Birliğine

Uzmanlara göre Çin ile Malezya arasındaki ilişkiler yalnızca ekonomik yatırımlardan ibaret değil. Son yıllarda iki ülke arasında suç örgütleriyle mücadele, mali suçlar, telekom dolandırıcılığı ve sınır aşan organize suçlara yönelik polis iş birlikleri de önemli ölçüde arttı.

Çin makamları bu operasyonları uluslararası suçlarla mücadele kapsamında değerlendirse de, insan hakları savunucuları bu tür süreçlerde bağımsız yargı denetiminin vazgeçilmez olduğuna dikkat çekiyor. Özellikle Çin’de adil yargılanma güvenceleri, keyfi gözaltılar ve işkence iddialarına ilişkin uluslararası endişeler nedeniyle, her iade kararının yalnızca diplomatik ilişkiler çerçevesinde değil, uluslararası insan hakları hukuku bakımından da değerlendirilmesi gerektiği ifade ediliyor.

Fox Hunt’ın Güneydoğu Asya’daki Önemli Duraklarından Biri

Safeguard Defenders’ın verileri, Malezya’nın Fox Hunt operasyonlarının uygulandığı ülkeler arasında sürekli yer aldığını ortaya koyuyor. Araştırmaya göre Pekin, yurt dışında bulunan hedef kişilere ulaşmak için resmi güvenlik iş birliklerinin yanı sıra farklı baskı yöntemlerinden de yararlanıyor ve bu faaliyetler zamanla daha geniş bir coğrafyaya yayılıyor.

Malezya örneği, bu stratejinin en dikkat çekici yönlerinden birini gözler önüne seriyor. Bir tarafta Çin ile giderek derinleşen ekonomik ve güvenlik ilişkileri, diğer tarafta ise uluslararası mülteci hukuku ve geri göndermeme ilkesinden doğan yükümlülükler bulunuyor. Bu ikili denge, Kuala Lumpur yönetiminin aldığı her iade kararını uluslararası kamuoyunun yakın takibine açık hâle getiriyor.

Bugün insan hakları uzmanları, Malezya’nın zaman zaman uluslararası koruma ilkelerini gözeten kararlar alabildiğini, ancak Pekin ile gelişen güvenlik iş birliklerinin gelecekte benzer vakalarda nasıl sonuçlar doğuracağının yakından izlenmesi gerektiğini belirtiyor. Fox Hunt ve Sky Net operasyonlarının küresel ölçekte genişlediği bir dönemde, Malezya da Çin’in sınır aşan güvenlik stratejisinin dikkatle takip edilen halkalarından biri olmayı sürdürüyor.

Doğu Türkistan Bülteni Haber Ajansı / HABER MERKEZİ

 

KAYNAKÇA & REFERANSLAR

1. Uluslararası İnsan Hakları Raporları

  • Safeguard Defenders – Chasing Fox Hunt / Sky Net Reports
    Safeguard Defenders
    (Çin’in Fox Hunt ve Sky Net kapsamında yürüttüğü sınır aşan takip, baskı ve geri getirme operasyonlarına ilişkin temel araştırma raporları)
  • Amnesty International – China Country Reports & Human Rights Documentation
    Amnesty International
    (Çin ve farklı ülkelerde Uygurlar, muhalifler ve siyasi sığınmacılara yönelik insan hakları ihlalleri değerlendirmeleri)
  • Human Rights Watch – China / Transnational Repression Reports
    Human Rights Watch
    (Sınır ötesi baskı, zorla geri döndürme ve siyasi takip vakalarına ilişkin saha raporları)

2. Birleşmiş Milletler ve Uluslararası Hukuk Belgeleri

  • UNHCR – United Nations High Commissioner for Refugees
    UNHCR
    (Mülteci hukuku, geri göndermeme ilkesi – non-refoulement ve sığınma süreçleri)
  • Office of the United Nations High Commissioner for Human Rights (OHCHR)
    OHCHR
    (Keyfi gözaltılar, zorla kaybetmeler ve uluslararası insan hakları standartları)
  • United Nations Treaty Collection – Refugee Law Framework
    United Nations Treaties
    (1951 Mülteci Sözleşmesi ve 1967 Protokolü kapsamında geri göndermeme yükümlülüğü)

3. Uluslararası Güvenlik ve Suçla Mücadele Kurumları

  • INTERPOL – International Police Cooperation System
    INTERPOL
    (Uluslararası arama bildirimleri, kırmızı bülten sistemi ve adli iş birliği mekanizmaları)

4. Gazetecilik ve Açık Kaynak Haber Raporları

  • Reuters – China Overseas Operations, Security Cooperation Reports
    Reuters
    (Çin’in yurtdışı güvenlik iş birlikleri ve iade süreçlerine ilişkin haber analizleri)
  • BBC News – China / Xinjiang / Uighur Coverage
    BBC News
    (Uygur meselesi, Tayland iadesi ve bölgesel insan hakları gelişmeleri)
  • Al Jazeera – China Security & Human Rights Investigations
    Al Jazeera
    (Güneydoğu Asya, Afrika ve Orta Doğu’daki Çin etkisi üzerine analiz haberleri)

Ayrıca Kontrol Et

KÜRESEL TEDARİK ZİNCİRİNİN GİZLİ YÜZÜ BÖLÜM 6- Küresel Vicdan Sınavı: Bu Sistem Nasıl Durdurulabilir?

Zorla Çalıştırmaya Karşı Küresel Mücadele: Kim Ne Yapıyor, Neden Yeterli Olmuyor? : Küresel tedarik zincirleri …