Bu yazı dizisi, sıradan bir haber ya da tek bir olaya odaklanan bir dosya değildir. Elinizdeki araştırma; Çin’in uluslararası kurumları nasıl kullandığını, sınırları aşan baskı mekanizmalarını nasıl inşa ettiğini ve bu mekanizmaların dünyanın farklı ülkelerinde yaşayan kişi ve topluluklar üzerindeki etkilerini ortaya koyan, son yılların en kapsamlı uluslararası araştırmalarından birine dayanmaktadır.
Araştırmanın temelini, Uluslararası Araştırmacı Gazeteciler Konsorsiyumu (ICIJ) tarafından yürütülen “China Targets” soruşturması oluşturmaktadır. Yaklaşık on ay süren bu uluslararası çalışma, 30 ülkeden 43 medya kuruluşu ve 100’ü aşkın araştırmacı gazetecinin ortak emeğiyle hazırlandı. Araştırma kapsamında 23 ülkede yaşayan 105 mağdurla görüşmeler yapıldı; gizli ses ve görüntü kayıtları, mahkeme dosyaları, Interpol belgeleri, Çin makamlarına ait iç yazışmalar ve çok sayıda resmi belge analiz edildi. Ortaya çıkan bulgular, Çin’in yalnızca kendi sınırları içinde değil, dünyanın farklı bölgelerinde de muhalifleri, iş insanlarını, insan hakları savunucularını ve sürgündeki toplulukları hedef alan çok katmanlı bir baskı sistemi kurduğunu gözler önüne serdi.
“Kırmızı Bülten İmparatorluğu” başlıklı bu araştırma dizisi, söz konusu uluslararası soruşturmanın ortaya koyduğu bulguları esas almakla birlikte; açık kaynak analizleri, uluslararası hukuk belgeleri, akademik çalışmalar, insan hakları raporları ve kamuoyuna yansıyan yargı dosyalarıyla zenginleştirilerek Türkçe okur için kapsamlı bir başvuru kaynağı niteliğinde hazırlanmıştır. Amacımız yalnızca tek tek olayları aktarmak değil; Interpol kırmızı bülten sisteminden Fox Hunt operasyonlarına, aile bireyleri üzerinden kurulan baskılardan sınır ötesi gözetim faaliyetlerine kadar uzanan mekanizmanın nasıl işlediğini belge ve örneklerle ortaya koymaktır.
Önümüzdeki bölümlerde okuyacağınız her vaka, aslında daha büyük bir resmin parçasıdır. Bu resim; uluslararası hukukun, polis iş birliği mekanizmalarının ve diplomatik ilişkilerin zaman zaman nasıl siyasi baskı araçlarına dönüştürülebildiğini gösterirken, aynı zamanda devletlerin sınır ötesi baskı faaliyetlerinin küresel güvenlik, insan hakları ve hukukun üstünlüğü açısından doğurduğu sonuçları da gözler önüne sermektedir.
Interpol Nedir?
Uluslararası suçlarla mücadelede ülkeler arasındaki polis iş birliğini sağlamak amacıyla kurulan Uluslararası Kriminal Polis Teşkilatı (Interpol), bugün dünyanın en geniş kolluk kuvveti koordinasyon ağı olarak faaliyet göstermektedir. Merkezi Fransa’nın Lyon kentinde bulunan kuruluş, 196 üye ülkeyi aynı iletişim ağı altında buluşturarak sınır aşan suçlarla mücadelede bilgi paylaşımını ve adli iş birliğini kolaylaştırmaktadır.
Interpol’ün temel görevi, ulusal polis teşkilatlarının birbirleriyle doğrudan iletişim kurmasını sağlamak, uluslararası suçluların tespit edilmesine yardımcı olmak ve terörizm, insan kaçakçılığı, uyuşturucu ticareti, organize suçlar, siber suçlar, çocuk istismarı ve mali suçlar gibi sınır ötesi suçlarla mücadelede koordinasyonu güçlendirmektir. Kuruluşun kendi polis gücü bulunmamaktadır; herhangi bir ülkede operasyon düzenleme, gözaltı yapma veya tutuklama yetkisine sahip değildir. Bunun yerine Interpol, üye ülkelerin talep ve paylaşımlarına dayanan küresel bir bilgi ve koordinasyon platformu olarak çalışır.
Interpol’ün uluslararası güvenilirliğinin temelini ise siyasi tarafsızlık ilkesi oluşturmaktadır. Kuruluşun Anayasası’nın 3. maddesi, Interpol’ün siyasi, askerî, dinî veya ırksal nitelik taşıyan hiçbir soruşturma ya da faaliyete müdahil olamayacağını açık biçimde hükme bağlamaktadır. Bu ilke, örgütün herhangi bir devletin iç siyasi mücadelelerinde araç hâline gelmesini önlemek ve uluslararası polis iş birliğinin yalnızca adli suçlarla sınırlı kalmasını güvence altına almak amacıyla kabul edilmiştir.
Bu nedenle Interpol, uzun yıllar boyunca uluslararası hukuk sisteminin en önemli tarafsız kolluk iş birliği mekanizmalarından biri olarak kabul edildi. Üye devletler arasında yayımlanan bildirimler, veri tabanları ve bilgi paylaşım sistemleri sayesinde binlerce firari suçlunun tespit edilmesi, kayıp kişilerin bulunması, insan kaçakçılığı ağlarının çökertilmesi ve organize suç örgütlerine yönelik operasyonların koordinasyonu mümkün hâle geldi.
Ancak son yıllarda, özellikle otoriter yönetimlere sahip bazı ülkeler hakkında ortaya çıkan iddialar, Interpol’ün yalnızca suçla mücadele amacıyla tasarlanmış bu mekanizmalarının siyasi amaçlarla da kullanılabildiği yönünde ciddi tartışmaları beraberinde getirdi. Uluslararası insan hakları kuruluşlarının raporları, mahkeme kararları ve araştırmacı gazetecilik çalışmaları; özellikle kırmızı bülten sistemi üzerinden yürütülen bazı başvuruların, gerçek suçluların yakalanmasından ziyade siyasi muhalifleri, sürgündeki aktivistleri, gazetecileri ve iş insanlarını baskı altına almak amacıyla kullanılabildiğine işaret etmektedir.
Peki, uluslararası suçluların takibini kolaylaştırmak amacıyla kurulan bu sistem nasıl oldu da bazı devletler açısından sınırları aşan siyasi baskının bir aracına dönüştü? Bu sorunun cevabı, Interpol’ün en çok tartışılan araçlarından biri olan Kırmızı Bülten (Red Notice) sisteminde ve özellikle Çin’in son on yılda geliştirdiği küresel takip stratejisinde yatmaktadır.
Kırmızı Bülten (Red Notice) Sistemi Nasıl Çalışır?
Interpol denildiğinde kamuoyunun aklına ilk gelen uygulama, hiç kuşkusuz Kırmızı Bülten (Red Notice) sistemidir. Ancak kamuoyunda yaygın olarak bilinenin aksine, bir Kırmızı Bülten tek başına uluslararası bir tutuklama emri anlamına gelmez.
Kırmızı Bülten, Interpol üyesi bir ülkenin talebi üzerine yayımlanan ve hakkında yakalama kararı bulunan bir kişinin yerinin tespit edilmesi, geçici olarak gözaltına alınması ve iade sürecinin başlatılabilmesi amacıyla diğer üye ülkelere gönderilen uluslararası bir uyarı ve bilgi paylaşım bildirimidir. Başka bir ifadeyle Interpol, herhangi bir kişi hakkında doğrudan tutuklama kararı vermez; yalnızca talepte bulunan ülkenin adli makamlarınca iletilen bilgileri belirli prosedürlerden geçirerek üye ülkelere iletir.
Bu nedenle bir Kırmızı Bülten, hukuki niteliği bakımından uluslararası bir tutuklama emri değil, ulusal makamların değerlendirmesine sunulan bir iş birliği çağrısıdır. Kişinin yakalanıp yakalanmayacağı, gözaltına alınıp alınmayacağı veya iade sürecinin başlatılıp başlatılmayacağı tamamen kişinin bulunduğu ülkenin kendi iç hukuku, uluslararası yükümlülükleri ve bağımsız yargı organlarının kararına bağlıdır.
Bu nedenle ülkelerin Kırmızı Bülten uygulamaları birbirinden farklılık göstermektedir. Örneğin Amerika Birleşik Devletleri, yalnızca Interpol tarafından yayımlanan bir Kırmızı Bültene dayanarak kişileri otomatik olarak tutuklamamaktadır. Buna karşılık Fransa, İtalya, Arnavutluk ve bazı diğer ülkelerde ulusal mevzuatın izin verdiği ölçüde Kırmızı Bülten geçici gözaltı işlemlerine dayanak oluşturabilmektedir. Ancak bu durum dahi doğrudan iadeyi garanti etmez. Her iade talebi, ilgili ülkenin mahkemeleri tarafından ayrı ayrı değerlendirilir; suçlamaların niteliği, delillerin yeterliliği, insan hakları yükümlülükleri ve kişinin iade edilmesi hâlinde karşılaşabileceği riskler dikkate alınarak karar verilir.
Interpol bünyesinde bu sürecin hukuka uygunluğunu denetlemek amacıyla faaliyet gösteren en önemli mekanizmalardan biri ise Interpol Dosyalarının Kontrol Komisyonu (Commission for the Control of Interpol’s Files – CCF)‘dur. Bağımsız uzmanlardan oluşan bu komisyon; Kırmızı Bültenler dâhil olmak üzere Interpol veri tabanında bulunan kayıtların kuruluşun Anayasası’na ve veri işleme kurallarına uygun olup olmadığını incelemekle görevlidir. Hakkında Kırmızı Bülten yayımlanan kişiler, kayıtlarının silinmesi veya düzeltilmesi talebiyle CCF’ye başvurabilmektedir.
Özellikle son yıllarda CCF’nin önüne gelen başvuruların önemli bir kısmı, siyasi saiklerle düzenlendiği iddia edilen Kırmızı Bülten taleplerinden oluşmaktadır. Uluslararası mahkeme kararları ve insan hakları kuruluşlarının raporları, bazı otoriter yönetimlerin Interpol sistemini yalnızca ağır suç şüphelilerinin yakalanması amacıyla değil; muhalifleri, sürgündeki aktivistleri, gazetecileri ve iş insanlarını baskı altına almak için de kullanmaya çalıştığı yönündeki tartışmaları gündeme taşımıştır. Bu nedenle CCF’nin rolü, yalnızca teknik bir denetim mekanizması olmanın ötesinde, Interpol’ün siyasi tarafsızlığını koruyan en önemli güvence unsurlarından biri olarak değerlendirilmektedir.
Ancak tüm bu denetim mekanizmalarına rağmen, Interpol sisteminin kötüye kullanılabileceği yönündeki tartışmalar sona ermiş değildir. Özellikle son on yılda yayımlanan araştırmalar, bazı ülkelerin uluslararası polis iş birliği mekanizmalarını daha geniş jeopolitik ve siyasi hedefleri doğrultusunda kullanmaya çalıştığını ortaya koymuştur.
Tam da bu noktada Çin, Interpol’ün sunduğu imkânları yalnızca suçla mücadele amacıyla kullanılan teknik bir araç olarak değil, sınırların ötesine uzanan çok daha kapsamlı bir devlet stratejisinin önemli bileşenlerinden biri olarak görmeye başladı.
Xi Jinping Dönemi: “Onları Dünyanın Neresinde Olursa Olsun Geri Getirin”
Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in 2012 yılında Çin Komünist Partisi Genel Sekreterliği görevini üstlenmesi, yalnızca ülke içindeki siyasi dengeleri değil, Pekin’in uluslararası güvenlik ve hukuk politikalarını da köklü biçimde değiştirdi. Xi yönetimi, göreve geldiği ilk yıllardan itibaren “yolsuzlukla mücadele” söylemini devlet politikalarının merkezine yerleştirdi ve bu mücadeleyi yalnızca Çin sınırları içinde değil, dünyanın dört bir yanında sürdürülecek uzun soluklu bir kampanya olarak tanımladı.
Pekin yönetimine göre, kamu kaynaklarını kötüye kullanan veya ekonomik suçlara karışan çok sayıda kişi, soruşturmalardan kaçarak yurt dışına çıkmış ve farklı ülkelerde yaşamaya başlamıştı. Çin makamları, bu kişilerin yalnızca ülkeye geri getirilmesini değil, aynı zamanda yurt dışında güvenli bir sığınak bulabilecekleri düşüncesinin de tamamen ortadan kaldırılmasını hedefliyordu.
Xi Jinping, bu yaklaşımı birçok uluslararası toplantıda ve Çin Komünist Partisi’nin üst düzey oturumlarında açık ifadelerle dile getirdi. Devlet medyasında yayımlanan konuşmalarında, yolsuzluk şüphelilerinin dünyanın neresine giderse gitsin takip edilmesi gerektiğini vurgulayarak şu talimatı verdi:
“Yabancı ülkelerin bazı yozlaşmış unsurlar için bir sığınak hâline gelmesine izin vermemeliyiz. Dünyanın neresine kaçarlarsa kaçsınlar onları geri getirmeli, adalet önüne çıkarmalıyız. Gerekirse beş yıl, on yıl, hatta yirmi yıl boyunca peşlerini bırakmamalıyız.”
Bu açıklama, sonraki yıllarda Çin’in sınır ötesi operasyonlarının temel siyasi doktrini olarak kabul edildi. Pekin yönetimi açısından artık mesele yalnızca firarilerin yakalanması değil, devlet otoritesinin ülke sınırlarının ötesine taşınmasıydı.
Bu stratejinin uygulanmasında en önemli kurumlardan biri, Çin Komünist Partisi’ne bağlı Merkezi Disiplin Denetleme Komisyonu (Central Commission for Discipline Inspection – CCDI) oldu. Parti içerisindeki disiplin soruşturmalarını yürütmek ve üst düzey yolsuzluk dosyalarını koordine etmekle görevli olan Komisyon, Xi Jinping döneminde olağanüstü yetkilerle donatıldı. Çin’deki savcılık, kamu güvenliği birimleri ve diğer güvenlik kurumlarıyla yakın koordinasyon içinde çalışan CCDI, yurt dışına kaçtığı değerlendirilen kişilerin tespit edilmesi ve geri getirilmesine yönelik stratejilerin belirlenmesinde merkezi bir rol üstlendi.
Xi yönetiminin yaklaşımı yalnızca suç soruşturmalarını hızlandırmayı amaçlamıyordu. Aynı zamanda potansiyel kaçışları önlemek ve yurt dışına çıkan kişilere açık bir mesaj vermek istiyordu: Çin’den ayrılmak, devletin takibinden kurtulmak anlamına gelmeyecekti.
Bu anlayış doğrultusunda Çin yönetimi, yolsuzluk şüphelilerinin ve aranan kişilerin “kaçış yollarını kesme” politikasını benimsedi. Yurt dışına kaçan kişilerin mal varlıklarının dondurulması, aile üyeleri üzerindeki baskının artırılması, uluslararası polis iş birliğinin yoğunlaştırılması ve diplomatik girişimlerin devreye sokulması bu politikanın temel unsurları hâline geldi. Devlet medyasında yer alan açıklamalarda, “kaçış yollarını tamamen kapatmak” ve “hiçbir firarinin güvenli liman bulamaması” hedefi sıkça vurgulandı.
Xi Jinping’in bu talimatları kısa süre içinde yalnızca siyasi söylem olarak kalmadı. Çin hükümeti, söz konusu hedefleri hayata geçirmek amacıyla ülke tarihinin en kapsamlı sınır ötesi takip operasyonlarını başlattı. Bu operasyonlar, ilerleyen yıllarda uluslararası kamuoyunda en çok tartışılan iki program olan Fox Hunt (Tilki Avı) ve Sky Net (Gök Ağı) kampanyalarının temelini oluşturacaktı.
Fox Hunt ve Sky Net Operasyonlarının Doğuşu
Xi Jinping’in “Dünyanın neresinde olursa olsun geri getirin” talimatı, kısa süre içinde yalnızca siyasi bir söylem olmaktan çıktı ve devlet politikası hâline geldi. Çin yönetimi, yurt dışına kaçtığı değerlendirilen şüphelilerin tespit edilmesi, takip edilmesi ve ülkeye geri getirilmesi amacıyla tarihin en kapsamlı sınır ötesi takip programlarından ikisini hayata geçirdi: Fox Hunt (Tilki Avı) ve Sky Net (Gök Ağı).
İlk olarak 2014 yılında başlatılan Fox Hunt Operasyonu, resmî açıklamalara göre yolsuzluk, zimmet, rüşvet ve diğer ekonomik suçlara karıştıktan sonra yurt dışına kaçan kişilerin tespit edilerek Çin’e geri getirilmesini amaçlıyordu. Operasyon, Çin Kamu Güvenliği Bakanlığı koordinasyonunda yürütülüyor; Interpol mekanizmaları, ikili polis iş birlikleri ve diplomatik girişimlerden yararlanılarak firari şüphelilerin izinin sürülmesi hedefleniyordu.
Bir yıl sonra başlatılan Sky Net Operasyonu ise Fox Hunt’ın kapsamını daha da genişletti. Çin Komünist Partisi’ne bağlı Merkezi Disiplin Denetleme Komisyonu (CCDI) öncülüğünde yürütülen bu program, yalnızca firarilerin yakalanmasını değil; yurt dışına çıkarıldığı iddia edilen yasa dışı mal varlıklarının tespit edilmesini, finansal hareketlerin izlenmesini ve uluslararası kurumlarla daha yoğun iş birliği kurulmasını da kapsıyordu. Böylece Fox Hunt daha çok operasyonel takip faaliyetlerine odaklanırken, Sky Net bu faaliyetleri diplomatik, mali ve hukuki araçlarla destekleyen daha geniş bir çerçeveye dönüştü.
Çin hükümeti, her iki operasyonu da kamuoyuna uluslararası yolsuzlukla mücadele stratejisinin bir parçası olarak sundu. Devlet medyasında yayımlanan açıklamalarda, “hiçbir firarinin güvenli bir sığınak bulamayacağı” ve “kaçanların er ya da geç adalet önüne çıkarılacağı” sıkça vurgulandı. Pekin yönetimi, bu operasyonlar sayesinde yüzlerce şüphelinin ülkeye geri getirildiğini ve milyarlarca dolarlık yasa dışı mal varlığının geri kazanıldığını açıkladı.
Ancak uluslararası kamuoyunda aynı süreç farklı bir bakış açısıyla değerlendirildi. İnsan hakları kuruluşları, hukuk uzmanları ve araştırmacı gazeteciler, Fox Hunt ve Sky Net operasyonlarının yalnızca ekonomik suçlarla mücadele amacıyla yürütülmediğini; bazı vakalarda siyasi muhalifler, sürgündeki aktivistler, gazeteciler, iş insanları ve etnik ya da dini azınlık mensuplarının da bu operasyonların hedefi hâline geldiğini ileri sürdü.
Özellikle son yıllarda yayımlanan uluslararası araştırmalar, Çin güvenlik birimlerinin yalnızca resmî iade mekanizmalarına başvurmadığını; bazı durumlarda hedef alınan kişilere doğrudan telefonlar açıldığını, aile üyeleri üzerinde baskı kurulduğunu, mal varlıklarının dondurulduğunu, iş ilişkilerinin hedef alındığını ve kişilerin “gönüllü dönüş” adı altında ülkeye dönmeye zorlandığını ortaya koydu. Bu iddialar, Fox Hunt ve Sky Net operasyonlarının uluslararası hukuk açısından kapsamlı biçimde tartışılmasına yol açtı.
Birleşmiş Milletler raportörleri, uluslararası insan hakları örgütleri ve çok sayıda hukuk uzmanı, devletlerin sınır ötesi suçlarla mücadele hakkını kabul etmekle birlikte, bu mücadelenin uluslararası hukuk, adil yargılanma ilkesi, geri göndermeme (non-refoulement) ilkesi ve temel insan hakları güvenceleri çerçevesinde yürütülmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Bu nedenle Çin’in yürüttüğü operasyonlar, yalnızca güvenlik politikaları açısından değil, devletlerin egemenliği, uluslararası polis iş birliği ve insan hakları hukuku bakımından da yoğun tartışmaların konusu olmuştur.
Bu operasyonların başarısında ise yalnızca Çin’in kendi güvenlik kurumları değil, uluslararası polis iş birliği mekanizmaları da önemli bir rol oynadı. Pekin yönetimi, Interpol’ün sunduğu imkânlardan daha etkin yararlanırken, aynı dönemde örgüt içerisindeki etkisini de dikkat çekici biçimde artırmaya başladı. Bu süreçte öne çıkan en önemli isim ise daha sonra Interpol Başkanlığı görevine kadar yükselecek olan Çinli güvenlik bürokratı Meng Hongwei idi.
Çin’in Interpol İçindeki Yükselişi
Çin’in sınır ötesi takip stratejisinin şekillenmeye başladığı yıllarda dikkat çeken bir başka gelişme ise Pekin’in Interpol içerisindeki kurumsal etkisinin giderek artması oldu. Xi Jinping yönetimi yalnızca Fox Hunt ve Sky Net gibi operasyonları hayata geçirmekle kalmadı; aynı zamanda uluslararası güvenlik kurumlarında daha görünür ve etkili bir rol üstlenmeye başladı. Bu stratejinin en dikkat çekici örneklerinden biri, Çinli üst düzey güvenlik bürokratı Meng Hongwei‘nin Interpol’deki yükselişiydi.
Uzun yıllar Çin Kamu Güvenliği Bakanlığı’nda ve kamu güvenliği bürokrasisinde üst düzey görevlerde bulunan Meng Hongwei, uluslararası polis iş birliği alanında Çin’i temsil eden en önemli isimlerden biri hâline geldi. Interpol’ün yürütme organlarında çeşitli görevler üstlenen Meng, 2016 yılında örgütün Başkanı seçildi. Böylece ilk kez bir Çin vatandaşı, dünyanın en büyük uluslararası polis iş birliği kuruluşunun başkanlık görevini üstlenmiş oldu.
Interpol Başkanı, örgütün günlük operasyonlarını yöneten icra makamı değildir. Kuruluşun günlük idari faaliyetleri ve operasyonel çalışmaları Genel Sekreterlik tarafından yürütülmektedir. Buna karşın Başkanlık makamı, Interpol Genel Kurulu’na başkanlık etmek, Yürütme Kurulu’nun çalışmalarını koordine etmek ve teşkilatı uluslararası platformlarda temsil etmek bakımından önemli bir sembolik ve diplomatik ağırlığa sahiptir. Bu nedenle Meng Hongwei’nin seçilmesi, yalnızca kişisel bir kariyer başarısı olarak değil, Çin’in uluslararası güvenlik diplomasisindeki yükselen etkisinin bir göstergesi olarak değerlendirildi.
Aynı dönemde Çin, Interpol’ün Yürütme Kurulu içerisindeki varlığını güçlendirirken, uluslararası polis teşkilatlarıyla yürüttüğü iş birliklerini de genişletti. Pekin yönetimi, suçla mücadele, terörizm, siber güvenlik ve mali suçlar gibi alanlarda daha aktif bir uluslararası aktör olma hedefini öne çıkarıyor; Interpol platformunu bu iş birliklerini geliştirmek için önemli bir diplomatik kanal olarak görüyordu.
Ancak bu gelişmeler, insan hakları kuruluşları ve bazı hukuk uzmanları tarafından temkinli bir şekilde karşılandı. Özellikle Çin’in aynı dönemde Fox Hunt ve Sky Net operasyonlarını küresel ölçekte genişletmesi, bazı çevrelerde Interpol mekanizmalarının siyasi amaçlarla kullanılabileceğine ilişkin endişeleri artırdı. Her ne kadar Interpol’ün karar alma süreçleri kolektif mekanizmalarla yürütülüyor ve tek bir ülkenin kontrolünde bulunmuyor olsa da, Çin’in örgüt içerisindeki artan görünürlüğü uluslararası kamuoyunda yakından takip edilmeye başlandı.
Bu tartışmalar 2018 yılında beklenmedik bir gelişmeyle daha da büyüdü. Meng Hongwei, Fransa’dan Çin’e yaptığı bir seyahat sırasında ortadan kayboldu. Günlerce kendisinden haber alınamazken, daha sonra Çin makamları Meng’in “yolsuzluk” suçlamasıyla soruşturma altına alındığını açıkladı. Ardından Interpol Başkanlığı görevinden istifa ettiği duyuruldu ve ilerleyen süreçte Çin’de yargılanarak hapis cezasına çarptırıldı.
Meng Hongwei olayı, uluslararası kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. Bir yandan Çin’in kendi üst düzey güvenlik bürokratlarına yönelik sert yolsuzluk politikalarının bir örneği olarak değerlendirilirken, diğer yandan Pekin’in uluslararası kurumlar üzerindeki etkisi ve bu kurumların bağımsızlığı konusunda yeni tartışmaları da beraberinde getirdi. Olay, Interpol’ün tarafsızlığına ilişkin eleştirileri yeniden gündeme taşırken, Çin’in küresel güvenlik politikalarının uluslararası boyutunun daha dikkatle incelenmesine neden oldu.
Çin’in Interpol içerisindeki görünürlüğünün artması yalnızca temsil düzeyiyle sınırlı değildi. Aynı dönemde Pekin yönetimi, teşkilatın faaliyetlerine yönelik mali katkılarını ve uluslararası polis iş birliği alanındaki girişimlerini de artırarak küresel güvenlik mimarisinde daha etkin bir rol üstlenmeye başladı. Bu durum, Interpol ile Çin arasındaki ilişkinin yalnızca diplomatik değil, aynı zamanda kurumsal ve mali boyutlarıyla da değerlendirilmesini gerekli kılıyordu.
Çin’in Interpol’e Artan Etkisi
Çin’in Interpol içerisindeki görünürlüğü yalnızca yönetim kademelerinde temsil edilmesiyle sınırlı kalmadı. Aynı dönemde Pekin yönetimi, uluslararası polis iş birliği mekanizmalarına yaptığı mali katkıları artırırken, sınır aşan suçlarla mücadele kapsamında yürütülen çok taraflı girişimlerde de daha etkin bir rol üstlenmeye başladı. Bu süreç, Çin’in küresel güvenlik diplomasisini güçlendirme stratejisinin önemli ayaklarından biri olarak değerlendirildi.
Interpol’ün finansmanı büyük ölçüde üye ülkelerin zorunlu aidatları ile gönüllü mali katkılarından oluşmaktadır. Son yıllarda Çin, teşkilatın çeşitli kapasite geliştirme projelerine, eğitim faaliyetlerine ve uluslararası operasyonlarına sağladığı desteklerle dikkat çeken ülkeler arasında yer aldı. Resmî açıklamalarda bu katkılar, uluslararası suçlarla mücadele kapasitesini artırmaya yönelik ortak sorumluluğun bir parçası olarak sunuldu.
Bununla birlikte Çin, yalnızca mali destek sağlayan bir ülke olmanın ötesine geçerek, uluslararası polis teşkilatlarıyla yürüttüğü ikili ve çok taraflı iş birliklerini de önemli ölçüde genişletti. Terörizm, siber suçlar, organize suçlar, mali suçlar, kara para aklama ve sınır aşan suç örgütleriyle mücadele başlıklarında çok sayıda ülkeyle ortak çalışma mekanizmaları oluşturuldu. Pekin yönetimi, bu iş birliklerini küresel güvenlik mimarisinin vazgeçilmez bir parçası olarak tanımladı.
Aynı dönemde Çin güvenlik bürokrasisinin uluslararası toplantılarda, teknik çalışma gruplarında ve polis iş birliği platformlarında daha görünür hâle gelmesi de dikkat çekti. Eğitim programları, uzman değişimleri ve ortak operasyonlara yönelik teknik koordinasyon faaliyetleri, Çin’in uluslararası kolluk kuvvetleriyle kurduğu ilişkilerin kapsamını önemli ölçüde genişletti.
Ancak Çin’in Interpol ve uluslararası polis iş birliği alanındaki artan etkinliği, beraberinde yeni tartışmaları da getirdi. İnsan hakları kuruluşları ve hukuk uzmanları, otoriter yönetimlerin uluslararası güvenlik mekanizmalarında artan etkisinin, bu sistemlerin siyasi amaçlarla kullanılma riskini de beraberinde taşıyabileceği uyarısında bulundu. Özellikle Interpol Kırmızı Bülten sistemi üzerinden yapılan bazı başvuruların siyasi saik taşıdığı iddiaları, kuruluşun tarafsızlığı ve denetim mekanizmalarının etkinliği konusunda uluslararası kamuoyunda yoğun tartışmalara neden oldu.
Uluslararası Araştırmacı Gazeteciler Konsorsiyumu (ICIJ), çeşitli insan hakları kuruluşları ve bağımsız hukuk uzmanları tarafından yürütülen çalışmalar; Çin’in sınır ötesi faaliyetlerinin yalnızca resmî iade prosedürleriyle sınırlı kalmadığını, bazı vakalarda diplomatik girişimler, ekonomik baskılar, aile bireyleri üzerinden yürütülen tehditler ve gayriresmî yöntemlerin de devreye sokulduğunu ortaya koydu. Bu nedenle Interpol mekanizmalarının hangi ölçüde ve hangi güvenceler altında kullanıldığı, uluslararası hukuk çevrelerinde giderek daha fazla tartışılan bir konu hâline geldi.
Elbette bu tartışmalar, Interpol’ün kurumsal yapısının tek bir ülkenin kontrolü altında olduğu anlamına gelmemektedir. Kuruluş, 196 üye ülkenin katılımıyla faaliyet gösteren, karar alma süreçleri farklı organlar tarafından yürütülen uluslararası bir polis iş birliği teşkilatıdır. Ancak son yıllarda yaşanan gelişmeler, uluslararası güvenlik mekanizmalarının siyasi amaçlarla kötüye kullanılmasını önleyecek denetim mekanizmalarının ne kadar hayati olduğunu da bir kez daha ortaya koymuştur.
Sonuç
Xi Jinping döneminde başlatılan Fox Hunt ve Sky Net operasyonları, Pekin yönetimi tarafından yolsuzlukla mücadele ve ekonomik suçlarla bağlantılı firarilerin ülkeye geri getirilmesini amaçlayan uluslararası güvenlik programları olarak tanıtıldı. Çin makamları, bu operasyonların hukukun üstünlüğünü güçlendirmeyi ve kamu kaynaklarının korunmasını hedeflediğini savundu.
Ancak yıllar içinde uluslararası mahkeme kararları, Birleşmiş Milletler uzmanlarının değerlendirmeleri, insan hakları örgütlerinin raporları ve ICIJ’nin China Targets araştırması gibi kapsamlı gazetecilik çalışmaları, bu mekanizmanın uygulamada çok daha geniş bir alana yayıldığını ortaya koydu. Araştırmalar; bazı iş insanlarının, siyasi muhaliflerin, Uygur aktivistlerinin, Falun Gong mensuplarının, gazetecilerin ve sürgünde yaşayan çok sayıda kişinin de sınır ötesi baskı girişimlerinin hedefi olduğunu gösteren çok sayıda vakayı kamuoyuna taşıdı.
Böylece Interpol, Çin açısından yalnızca uluslararası polis iş birliğini kolaylaştıran teknik bir platform olmanın ötesinde; küresel ölçekte yürütülen daha kapsamlı bir takip, baskı ve geri getirme stratejisinin önemli unsurlarından biri olarak tartışılmaya başlandı. Bu tartışmaların merkezinde ise tek bir soru yer alıyordu: Uluslararası suçlarla mücadele amacıyla kurulan bir sistem, devletlerin siyasi hedefleri doğrultusunda ne ölçüde kullanılabilir?
Kırmızı Bülten İmparatorluğu araştırma dizisinin ikinci bölümünde, bu sorunun en çarpıcı örneklerinden birini inceleyeceğiz. Fransa’nın Bordeaux kentinde başlayan ve dünyanın en tanınmış iş insanlarından biri olan Jack Ma’nın devreye girdiği olay, Çin’in sınır ötesi baskı mekanizmasının nasıl işlediğini gözler önüne seren dikkat çekici bir vaka olarak karşımıza çıkacaktır.

Doğu Türkistan Bülteni Haber Ajansı / HABER MERKEZİ
KAYNAKÇA
Bu bölüm hazırlanırken aşağıdaki uluslararası kuruluşların resmî belgeleri, araştırma dosyaları, hukuk metinleri ve açık kaynak verilerinden yararlanılmıştır.
Uluslararası Kriminal Polis Teşkilatı (Interpol)
- Interpol – Official Website
https://www.interpol.int - Interpol – Red Notices
https://www.interpol.int/How-we-work/Notices/Red-Notices - Interpol Constitution (Madde 3 dâhil)
https://www.interpol.int/Who-we-are/Legal-framework/Constitution-of-Interpol - Commission for the Control of INTERPOL’s Files (CCF)
https://www.interpol.int/Who-we-are/Commission-for-the-Control-of-INTERPOL-s-Files-CCF
International Consortium of Investigative Journalists (ICIJ)
- China Targets Investigation
https://www.icij.org/investigations/china-targets/ - How China Uses Interpol to Pursue Targets Abroad
https://www.icij.org/investigations/china-targets/interpol-red-notice-police-warrant-jack-ma/
Çin Halk Cumhuriyeti Resmî Kaynakları
- Ministry of Public Security of China
https://www.mps.gov.cn - Central Commission for Discipline Inspection (CCDI)
https://www.ccdi.gov.cn - Xinhua News Agency
https://english.news.cn
EK OKUMALAR
Konu hakkında daha kapsamlı bilgi edinmek isteyen okuyucular için önerilen uluslararası raporlar ve başvuru kaynakları.
Safeguard Defenders
- Chasing Fox Hunt
https://safeguarddefenders.com - Patrol and Persuade
https://safeguarddefenders.com - 110 Overseas: Chinese Transnational Policing Gone Wild
https://safeguarddefenders.com
Birleşmiş Milletler (United Nations)
- Office of the High Commissioner for Human Rights (OHCHR)
https://www.ohchr.org - Human Rights Council Documents
https://www.ohchr.org/en/hr-bodies/hrc
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)
- HUDOC Case Law Database
https://hudoc.echr.coe.int
Akademik ve Araştırma Kuruluşları
- Council on Foreign Relations (CFR)
https://www.cfr.org - Brookings Institution
https://www.brookings.edu - The Jamestown Foundation
https://jamestown.org
İnsan Hakları Kuruluşları
- Amnesty International
https://www.amnesty.org - Human Rights Watch
https://www.hrw.org - Freedom House
https://freedomhouse.org
Doğu Türkistan Haberleri – Son Dakika – Uygur Haber Ajansı Doğu Türkistan Haberleri ve Çin haberleri; toplama kampları, istihbarat savaşları, İnterpol suiistimalleri, sınır ötesi Uygur avı ve küresel PSC tehdidi analizleri.