Küresel ekonominin görünmeyen yüzüne ışık tutan araştırma dosyası: Dünyanın dört bir yanında satın alınan bir tişört, kullanılan bir akıllı telefon, bir otomobil parçası ya da güneş paneli… Bu ürünlerin ortak noktası yalnızca küresel ticaretin parçası olmaları değil; üretim süreçlerinin, son yıllarda uluslararası kamuoyunda en çok tartışılan insan hakları ve tedarik zinciri iddialarından biriyle ilişkilendirilmesidir. Doğu Türkistan’da uygulandığı öne sürülen zorunlu çalıştırma programları, yeniden eğitim merkezleri, dijital gözetim sistemleri ve devlet destekli iş gücü transfer politikaları; Birleşmiş Milletler raporlarından uluslararası insan hakları kuruluşlarının araştırmalarına, hükümetlerin yaptırımlarından çok uluslu şirketlerin tedarik zinciri denetimlerine kadar uzanan geniş bir tartışmanın merkezinde yer alıyor. “Küresel Tedarik Zincirinin Gizli Yüzü” başlıklı bu altı bölümlük araştırma dizisi, iddiaları, resmî açıklamaları, uluslararası raporları ve küresel ticaret üzerindeki etkileri belgeler ışığında inceleyerek, Doğu Türkistan’da yaşanan gelişmelerin dünya pazarlarına uzanan boyutunu kapsamlı bir şekilde ortaya koymayı amaçlıyor. Serinin bu ilk bölümünde ise, tartışmaların temelini oluşturan güvenlik politikalarının nasıl şekillendiği, yeniden eğitim merkezlerine ilişkin uluslararası değerlendirmeler, XPCC’nin rolü ve iş gücü transfer sisteminin nasıl kurulduğu ayrıntılı olarak ele alınıyor.
Bir tişört, bir akıllı telefon, bir otomobil parçası ya da güneş paneli satın alırken, bu ürünlerin üretim sürecinin dünyanın en tartışmalı insan hakları dosyalarından biriyle bağlantılı olabileceği ihtimali son yıllarda uluslararası kamuoyunun en önemli tartışma başlıklarından biri haline geldi. Çin’in batısındaki Doğu Türkistan (Xinjiang) Uygur Özerk Bölgesi’nde uygulandığı öne sürülen zorunlu çalıştırma programları, artık yalnızca bir insan hakları meselesi olarak değil; küresel ticaret, uluslararası hukuk, şirketlerin tedarik zinciri sorumluluğu ve devletlerin ekonomik politikaları açısından da yakından takip edilen çok boyutlu bir konu olarak değerlendiriliyor.
Birleşmiş Milletler uzmanları, insan hakları kuruluşları, akademik araştırma merkezleri ve çeşitli ülkelerin resmî kurumları tarafından son yıllarda yayımlanan raporlar, bölgede yaşayan Uygurlar ve diğer Müslüman azınlıkların bir bölümünün gözaltı merkezleri, iş gücü transfer programları ve yoğun güvenlik uygulamalarıyla bağlantılı sistemler içerisinde çalıştırıldığı yönündeki iddiaları uluslararası gündemin üst sıralarına taşıdı. Bu raporlarda, söz konusu uygulamaların yalnızca bireysel hak ihlalleriyle sınırlı kalmadığı; küresel üretim ağları üzerinden uluslararası pazarlara kadar uzanan ekonomik sonuçlar doğurduğu ileri sürülüyor.
Pekin yönetimi ise bu iddiaları kesin bir dille reddediyor. Çin hükümeti, Doğu Türkistan’da uygulanan politikaların terörle mücadele, aşırılıkçılığın önlenmesi, yoksulluğun azaltılması ve mesleki eğitim programları kapsamında yürütüldüğünü savunuyor. Resmî açıklamalarda, bölgedeki tüm etnik grupların çalışma haklarının ve yasal güvencelerinin korunduğu belirtilirken, “zorunlu çalıştırma” iddialarının Çin karşıtı siyasi kampanyaların bir parçası olduğu ifade ediliyor.
Buna karşın Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa Birliği, Kanada ve bazı diğer ülkeler, uluslararası raporlarda ortaya konulan bulguları dikkate alarak son yıllarda yeni ithalat yasaları, yaptırım mekanizmaları ve tedarik zinciri denetimleri geliştirdi. Özellikle elektronikten tekstile, otomotivden yenilenebilir enerji sektörüne kadar uzanan çok sayıda üretim alanı, küresel şirketlerin insan hakları yükümlülükleri açısından yeniden mercek altına alındı. Bir zamanlar yalnızca bölgesel bir güvenlik politikası olarak görülen Doğu Türkistan, bugün dünya ekonomisinin en kritik tedarik zinciri tartışmalarının merkezinde yer alıyor.
Bu araştırma dizisi, Doğu Türkistan’da uygulandığı iddia edilen zorunlu çalıştırma sistemine ilişkin uluslararası raporları, Çin’in resmî tezlerini, küresel şirketlerin tedarik zincirlerini, devletlerin aldığı hukuki önlemleri ve uluslararası ticaret üzerindeki etkileri çok yönlü biçimde incelemeyi amaçlıyor. Altı bölümden oluşan bu dosyada, yalnızca iddialar değil; bunlara ilişkin resmî açıklamalar, bağımsız araştırmalar ve uluslararası hukuk çerçevesindeki tartışmalar da birlikte ele alınacak.
İlk bölümde ise sistemin nasıl kurulduğu, hangi güvenlik politikalarının bu sürece zemin hazırladığı ve “iş gücü transferi” olarak tanımlanan mekanizmanın nasıl şekillendiği incelenecek. Bu noktadan itibaren araştırma, Doğu Türkistan’daki gelişmelerin küresel tedarik zincirleriyle nasıl kesiştiğini adım adım ortaya koyacak.
Xi Jinping Dönemi ve Yeni Güvenlik Doktrini
Çin’de Kasım 2012’de Xi Jinping’in Çin Komünist Partisi Genel Sekreteri olarak göreve gelmesi, yalnızca ülkenin siyasi yönetiminde değil, ulusal güvenlik anlayışında da önemli bir dönüşümün başlangıcı olarak değerlendiriliyor. Pekin yönetimi, ekonomik büyümenin sürdürülmesi kadar siyasi istikrarın korunmasını da devlet politikalarının merkezine yerleştirirken, özellikle etnik ve sınır bölgelerinde güvenlik odaklı yeni bir yönetim modeli benimsedi.
Doğu Türkistan (Çin’in resmî adıyla Xinjiang Uygur Özerk Bölgesi), bu yeni güvenlik yaklaşımının en yoğun şekilde uygulandığı bölgelerin başında geldi. Çin yönetimi, bölgenin Orta Asya’ya açılan stratejik konumu, enerji kaynakları, Kuşak ve Yol Girişimi (Belt and Road Initiative) üzerindeki kritik rolü ve geçmiş yıllarda yaşanan şiddet olaylarını gerekçe göstererek güvenlik tedbirlerini önemli ölçüde artırdı.
Xi Jinping döneminde geliştirilen ulusal güvenlik doktrini, yalnızca terör saldırılarının önlenmesini değil; toplumsal istikrarın korunmasını, ayrılıkçılık ve aşırılıkçılıkla mücadeleyi, ideolojik güvenliğin sağlanmasını ve devlet otoritesinin güçlendirilmesini de kapsayan geniş bir çerçeveye oturtuldu. Çin Komünist Partisi’nin resmî belgelerinde bu yaklaşım, sıkça “istikrarın korunması” (weiwen) kavramıyla ifade edildi.
“İstikrarın Korunması” Yaklaşımı
Çin yönetimine göre ekonomik kalkınmanın sürdürülebilmesi için öncelikle toplumsal istikrarın sağlanması gerekiyor. Bu nedenle güvenlik politikaları yalnızca polis faaliyetleriyle sınırlı tutulmadı; eğitim, dijital gözetim, kamu yönetimi, istihdam politikaları ve sosyal kontrol mekanizmalarıyla desteklenen kapsamlı bir yönetim modeline dönüştürüldü.
Resmî söylemde bu yaklaşımın temel amacı;
- terör saldırılarının önlenmesi,
- dini aşırılıkla mücadele,
- etnik çatışmaların engellenmesi,
- sosyal uyumun güçlendirilmesi,
- yoksulluğun azaltılması
- ve ekonomik kalkınmanın hızlandırılması olarak açıklandı.
Çin hükümeti, özellikle 2013-2014 yıllarında ülkenin farklı bölgelerinde meydana gelen ve çok sayıda kişinin hayatını kaybettiği saldırıları, daha kapsamlı güvenlik tedbirlerinin gerekçesi olarak gösterdi. Pekin, bu olayların ardından Doğu Türkistan’da güvenlik yatırımlarını artırdı; polis teşkilatı genişletildi, elektronik gözetim altyapısı güçlendirildi ve kamu güvenliği uygulamaları yaygınlaştırıldı.
Güvenlik Stratejisinin Yeni Unsurları
Xi Jinping döneminde Doğu Türkistan’da uygulanan güvenlik stratejisi, klasik kolluk faaliyetlerinin ötesine geçen çok katmanlı bir yapıya dönüştü. Uluslararası araştırmalar ve akademik çalışmalar, bu dönemde özellikle şu uygulamaların dikkat çektiğini ortaya koyuyor:
- yaygın kamera sistemleri,
- biyometrik veri toplama programları,
- yüz tanıma teknolojileri,
- yapay zekâ destekli gözetim sistemleri,
- dijital kimlik doğrulama uygulamaları,
- mahalle bazlı güvenlik ağları,
- sıklaştırılmış polis kontrol noktaları,
- elektronik veri analiz sistemleri.
Çin makamları bu uygulamaların kamu güvenliğini artırmak ve suçla mücadeleyi güçlendirmek amacıyla hayata geçirildiğini savunuyor. Buna karşılık Birleşmiş Milletler uzmanları, uluslararası insan hakları kuruluşları ve çok sayıda akademik araştırma, söz konusu güvenlik modelinin Uygurlar ve diğer Müslüman azınlıklar üzerinde yoğun gözetim, hareket özgürlüğünün sınırlandırılması ve temel haklara ilişkin ciddi tartışmalara yol açtığını belirtiyor.
Güvenlikten Ekonomiye Uzanan Yeni Model
Uzmanlara göre Xi Jinping döneminin en dikkat çekici özelliklerinden biri, güvenlik politikalarının ekonomik planlamayla eş zamanlı yürütülmesi oldu. Güvenlik uygulamaları ile istihdam politikaları, sanayi yatırımları ve iş gücü programları birbirini tamamlayan bir model hâline getirildi. Pekin yönetimi bunu bölgesel kalkınma ve yoksulluğun azaltılması stratejisinin bir parçası olarak tanımlarken, uluslararası raporlarda bu modelin bazı unsurlarının zorunlu çalıştırma iddialarıyla bağlantılı olarak incelendiği görülüyor.
Bu nedenle Doğu Türkistan’daki tartışmalar yalnızca güvenlik politikalarıyla sınırlı kalmadı; kısa süre içinde küresel tedarik zincirleri, uluslararası ticaret ve çok uluslu şirketlerin insan hakları sorumluluklarıyla ilgili daha geniş bir gündemin parçası hâline geldi.
1.”Strike Hard” Kampanyası Nasıl Başladı?
Doğu Türkistan’da güvenlik politikalarının kapsamlı biçimde yeniden şekillenmesinde en önemli dönüm noktalarından biri, Çin yönetiminin 2014 yılında başlattığı “Strike Hard Against Violent Terrorism” (Şiddet İçeren Terörizme Karşı Sert Mücadele) kampanyası oldu. Pekin yönetimi, bu kampanyayı ülke genelinde artan güvenlik tehditlerine karşı alınmış kapsamlı bir terörle mücadele programı olarak tanımlarken, uluslararası insan hakları kuruluşları ise uygulamanın zamanla çok daha geniş kapsamlı bir güvenlik ve toplumsal kontrol mekanizmasına dönüştüğünü ileri sürdü.
2014: Güvenlik Politikalarında Yeni Dönem
Çin hükümeti, kampanyanın ilanından önce yaşanan çeşitli şiddet olaylarını ulusal güvenlik açısından ciddi bir tehdit olarak değerlendirdi. Özellikle 2013 ve 2014 yıllarında meydana gelen ve sivillerin de hayatını kaybettiği saldırılar, Pekin yönetimi tarafından daha sert güvenlik önlemlerinin gerekçesi olarak gösterildi.
Mayıs 2014’te Xi Jinping’in katılımıyla başlatılan kampanya, yalnızca polis operasyonlarını değil; istihbarat faaliyetlerini, sınır güvenliğini, dijital gözetim sistemlerini, kamu düzeni uygulamalarını ve yerel yönetimlerin koordinasyonunu kapsayan geniş ölçekli bir güvenlik stratejisinin parçası hâline getirildi.
Resmî açıklamalarda kampanyanın temel amacı;
- terör saldırılarının önlenmesi,
- şiddet yanlısı örgütlerle mücadele,
- dini aşırılıkçılığın engellenmesi,
- ayrılıkçı faaliyetlerin bastırılması,
- kamu düzeninin korunması
- ve uzun vadeli toplumsal istikrarın sağlanması olarak ifade edildi.
Pekin yönetimi, bu politikaların yalnızca Doğu Türkistan için değil, ülkenin tamamının güvenliği açısından zorunlu olduğunu savundu.
Güvenlikten Toplumsal Dönüşüme
Ancak uluslararası gözlemcilere göre “Strike Hard” kampanyası zaman içinde klasik bir terörle mücadele operasyonunun ötesine geçti. Birleşmiş Milletler uzmanları, akademik araştırmalar ve uluslararası insan hakları kuruluşları tarafından yayımlanan raporlarda, kampanya kapsamında güvenlik uygulamalarının günlük yaşamın hemen her alanına yayıldığı değerlendirildi.
Bu raporlarda;
- geniş çaplı kimlik kontrolleri,
- elektronik gözetim ağlarının yaygınlaştırılması,
- biyometrik veri toplama programları,
- dijital izleme sistemleri,
- mahalle bazlı güvenlik ağları,
- sık polis denetimleri,
- dini ve kültürel faaliyetlerin daha yakından izlenmesi
gibi uygulamaların bölgede sistematik biçimde artırıldığı ifade edildi.
Bazı uluslararası araştırmalar, bu güvenlik politikalarının ilerleyen yıllarda yeniden eğitim merkezleri, mesleki eğitim programları ve iş gücü transfer mekanizmalarıyla bağlantılı daha geniş bir idari yapının oluşmasına zemin hazırladığını ileri sürmektedir.
Uluslararası İnsan Hakları Kuruluşlarının Değerlendirmeleri
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’nin (OHCHR) 2022 yılında yayımladığı değerlendirme ile birlikte Human Rights Watch, Amnesty International, Uygur İnsan Hakları Projesi (UHRP), Australian Strategic Policy Institute (ASPI) ve çeşitli akademik kurumların raporlarında, kampanya sürecinde uygulanan bazı güvenlik politikalarının uluslararası insan hakları standartları açısından ciddi tartışmalara yol açtığı belirtildi.
Bu raporlarda özellikle;
- keyfi gözaltı iddiaları,
- geniş ölçekli gözetim uygulamaları,
- dini özgürlükler üzerindeki kısıtlamalar,
- kültürel kimliğin korunmasına ilişkin endişeler,
- ailelerin parçalanması,
- iş gücü transfer programlarının gönüllülük esasına dayanıp dayanmadığına ilişkin tartışmalar
öne çıkan başlıklar arasında yer aldı.
Bazı ülkeler ve uluslararası kuruluşlar, söz konusu uygulamaların bağımsız uluslararası incelemelere açılması çağrısında bulunurken, Çin yönetimi ise bu değerlendirmeleri reddederek raporların “yanlı ve siyasi saiklerle hazırlandığını” savundu.
Pekin’in Resmî Yanıtı
Çin hükümeti, “Strike Hard” kampanyasının uluslararası kamuoyunda dile getirilen iddialardan farklı olarak tamamen hukuki zeminde yürütülen bir terörle mücadele programı olduğunu ifade ediyor. Pekin’e göre uygulamalar sayesinde bölgede uzun yıllardır büyük çaplı terör saldırılarının yaşanmadığı, ekonomik kalkınmanın hızlandığı, yoksulluğun azaldığı ve toplumun genel güvenliğinin güçlendiği belirtiliyor.
Çin Dışişleri Bakanlığı ve Devlet Konseyi tarafından yayımlanan çeşitli beyaz kitaplarda, Doğu Türkistan’daki politikaların etnik veya dini grupları hedef almadığı; tüm vatandaşların güvenliğini sağlamayı amaçladığı vurgulanıyor.
Kamplara Giden Yol
Araştırmacılara göre 2014 yılında başlatılan “Strike Hard” kampanyası, sonraki yıllarda uluslararası kamuoyunda en fazla tartışılan uygulamalardan biri olan yeniden eğitim merkezleri ve iş gücü transfer programlarının kurumsal altyapısını şekillendiren süreçlerden biri oldu. Güvenlik odaklı bu yaklaşım, ilerleyen dönemde yalnızca kamu düzeni politikalarını değil; eğitim, istihdam ve sanayi planlamasını da kapsayan daha geniş bir yönetim modeline dönüştü.
Bu dönüşümün en çok tartışılan unsurlarından biri ise Çin’in “mesleki eğitim merkezleri” olarak tanımladığı, uluslararası raporlarda ise farklı değerlendirmelere konu olan tesislerin kurulmasıydı. Bir sonraki bölümde, bu merkezlerin ortaya çıkışı, işleyişi ve uluslararası hukuk açısından neden tartışma yarattığı ayrıntılı biçimde ele alınacaktır.
2.Yeniden Eğitim Merkezleri Tartışması
Doğu Türkistan’daki güvenlik politikalarına ilişkin uluslararası tartışmaların merkezinde, Çin hükümetinin “Mesleki Eğitim ve Öğretim Merkezleri” (Vocational Education and Training Centers) olarak tanımladığı tesisler yer alıyor. Pekin yönetimi bu merkezlerin terörle mücadele ve mesleki eğitim programlarının bir parçası olduğunu savunurken, Birleşmiş Milletler uzmanları ile çok sayıda uluslararası insan hakları kuruluşu bu tesislerin işleyişine ilişkin farklı değerlendirmelerde bulunuyor.
Yıllardır devam eden tartışmalar, yalnızca bu merkezlerin hukuki statüsüyle sınırlı değil. Aynı zamanda burada uygulandığı ileri sürülen eğitim programları, bireylerin özgürlükleri, dini ve kültürel yaşam üzerindeki etkileri ile daha sonra oluşturulan iş gücü transfer mekanizmaları arasındaki ilişki de uluslararası incelemelerin odağında bulunuyor.
Çin’in “Mesleki Eğitim Merkezi” Açıklaması
Çin hükümeti, söz konusu tesislerin temel amacının terörizm ve dini aşırılıkçılıkla mücadele etmek olduğunu belirtiyor. Pekin’e göre bu merkezlerde katılımcılara;
- Mandarin Çincesi,
- mesleki beceriler,
- hukuk bilgisi,
- teknik eğitim,
- iş hayatına hazırlık programları
gibi eğitimler verildi.
Çin Devlet Konseyi tarafından yayımlanan resmî belgelerde, bu programların istihdamı artırdığı, yoksulluğu azalttığı ve aşırılık yanlısı ideolojilerin etkisini kırmayı hedeflediği ifade edildi. Çinli yetkililer, bu merkezlerin birçok katılımcının iş bulmasına katkı sağladığını ve bölgedeki güvenlik ortamının iyileşmesinde etkili olduğunu savunuyor.
Pekin ayrıca uluslararası kamuoyunda sıkça kullanılan “toplama kampı” veya “gözaltı kampı” ifadelerini reddederek, tesislerin Çin hukukuna uygun şekilde faaliyet gösteren eğitim kurumları olduğunu belirtiyor.
Birleşmiş Milletler ve Uluslararası Raporlarda Yer Alan İddialar
Buna karşın Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’nin (OHCHR) 2022 yılında yayımladığı değerlendirme raporu ile birlikte çok sayıda uluslararası kuruluş tarafından hazırlanan araştırmalar, bölgedeki uygulamalara ilişkin ciddi endişeler ortaya koydu.
Raporlarda;
- çok sayıda kişinin özgür iradesi dışında bu merkezlerde tutulduğu,
- hukuki süreçlerin yeterince şeffaf olmadığı,
- aile bireyleriyle iletişimin sınırlandırıldığı,
- dini uygulamalar üzerinde çeşitli kısıtlamalar bulunduğu,
- kültürel kimliğin korunmasına ilişkin baskılar yaşandığı
yönünde iddialara yer verildi.
BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği, raporunda elde edilen bilgi ve tanıklıkların bazı uygulamaların uluslararası insan hakları hukuku açısından ciddi değerlendirmeleri gerektirdiğini belirtirken, bağımsız ve şeffaf incelemelerin önemine dikkat çekti.
Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International), Human Rights Watch, Uygur İnsan Hakları Projesi (UHRP), Australian Strategic Policy Institute (ASPI) ve çeşitli akademik araştırma merkezleri de yayımladıkları raporlarda benzer kaygıları dile getirerek, bölgede uygulanan politikaların bağımsız uluslararası gözlemciler tarafından incelenmesi çağrısında bulundu.
Kampların İşleyişine İlişkin Uluslararası Bulgular
Uluslararası araştırmaların önemli bir bölümü, bu merkezlerden ayrılan bazı kişilerin tanıklıkları, resmî belgeler, uydu görüntüleri, kamu ihale kayıtları ve açık kaynak analizleri üzerine inşa edildi.
Bu çalışmalarda;
- yüksek güvenlikli tesisler,
- çevresi tel örgüler ve güvenlik duvarlarıyla çevrili yerleşkeler,
- gözetleme kuleleri,
- sıkı giriş-çıkış kontrolleri,
- elektronik gözetim sistemleri,
- biyometrik kimlik doğrulama uygulamaları
gibi unsurların birçok tesiste ortak özellikler olarak öne çıktığı ifade edildi.
Bazı eski tutuklu veya katılımcı olduğu belirtilen kişilerin uluslararası kuruluşlara verdiği ifadelerde, uzun süreli ideolojik eğitim programlarına katılmak zorunda bırakıldıkları, günlük yaşamlarının sıkı kurallarla düzenlendiği ve dini ibadetler ile ana dil kullanımına yönelik çeşitli sınırlamalar uygulandığı iddia edildi.
Bununla birlikte, Çin hükümeti bu tanıklıkların güvenilir olmadığını savunuyor ve uluslararası raporlarda kullanılan bazı bilgi ve belgelerin gerçeği yansıtmadığını öne sürüyor. Pekin, bölgedeki politikaların terör saldırılarının önlenmesi ve toplumsal istikrarın sağlanması açısından başarılı sonuçlar verdiğini ifade etmeye devam ediyor.
Tartışmanın Küresel Boyutu
Yeniden eğitim merkezlerine ilişkin tartışmalar, zamanla yalnızca insan hakları alanının değil, küresel ticaretin de konusu hâline geldi. Çünkü uluslararası raporların önemli bir kısmı, bu merkezlerden mezun edilen veya bu programlara katılan kişilerin daha sonra devlet destekli iş gücü transfer programları kapsamında çeşitli fabrikalarda istihdam edildiğini ileri sürüyor.
İşte tam bu noktada mesele, yalnızca Doğu Türkistan’ın iç politikalarıyla sınırlı olmaktan çıktı. Üretilen tekstil ürünlerinden elektronik bileşenlere, otomotiv parçalarından güneş panellerine kadar uzanan geniş bir üretim ağı nedeniyle çok uluslu şirketlerin tedarik zincirleri de uluslararası incelemelerin odağına yerleşti.
3.XPCC’nin Sistemdeki Rolü
Doğu Türkistan’da uygulandığı iddia edilen iş gücü transfer programları ve küresel tedarik zincirlerine ilişkin tartışmalarda en sık adı geçen kurumlardan biri Şincan Üretim ve İnşaat Kolordusu (Xinjiang Production and Construction Corps – XPCC) oldu. Çin’in resmî idari yapısı içinde kendine özgü bir konuma sahip olan bu kuruluş, yalnızca ekonomik faaliyetleriyle değil; tarım, sanayi, şehirleşme, kamu yönetimi ve güvenlik alanlarındaki geniş yetkileri nedeniyle de uluslararası araştırmaların odağında yer alıyor.
ABD, Avrupa Birliği ve çeşitli insan hakları kuruluşları tarafından hazırlanan raporlarda XPCC, Doğu Türkistan’daki üretim faaliyetleri ve iş gücü programları açısından kilit aktörlerden biri olarak değerlendirilirken, Çin hükümeti ise kurumu bölgesel kalkınma ve ekonomik gelişmenin temel taşı olarak tanımlıyor.
XPCC Nedir?
XPCC’nin temelleri 1954 yılında Çin Halk Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarında atıldı. Başlangıçta sınır bölgelerinde tarımsal üretimi artırmak, yeni yerleşim alanları oluşturmak ve bölgesel güvenliği desteklemek amacıyla kurulan yapı, zaman içinde Çin’in en büyük kamu kuruluşlarından biri hâline geldi.
Bugün XPCC, klasik bir devlet şirketinden çok daha geniş yetkilere sahip yarı askerî ve idari bir organizasyon olarak faaliyet gösteriyor. Kendi yönetim sistemi, mahkemeleri, savcılık birimleri, güvenlik teşkilatı, eğitim kurumları ve ekonomik işletmeleri bulunan XPCC, doğrudan Çin merkezi hükümeti ile Doğu Türkistan bölgesel yönetimi arasında özel bir statüyle çalışıyor.
Kuruluşun faaliyet alanları yalnızca tarımla sınırlı değil. Yıllar içinde tekstil, pamuk üretimi, gıda sanayi, enerji, madencilik, inşaat, kimya, lojistik ve imalat sektörlerine yayılan geniş bir ekonomik ağ oluşturduğu biliniyor.
Ekonomik ve İdari Yapısı
Resmî Çin verilerine göre XPCC, milyonlarca kişiye istihdam sağlayan ve yüzlerce şirketi bünyesinde barındıran devasa bir ekonomik organizasyona dönüştü. Kuruluş, Doğu Türkistan genelinde çok sayıda tarım işletmesini, sanayi tesisini ve yeni şehirleşme projelerini yönetiyor.
Özellikle pamuk üretimindeki ağırlığı dikkat çekiyor. Uluslararası araştırmalarda, Çin’in pamuk üretiminin önemli bir bölümünün Doğu Türkistan’da gerçekleştirildiği ve XPCC’nin bu üretimde başlıca aktörlerden biri olduğu belirtiliyor. Bunun yanı sıra kuruluşun;
- tekstil ve hazır giyim,
- domates işleme,
- alüminyum,
- çelik,
- kömür,
- güneş paneli üretiminde kullanılan polisilikon,
- kimya,
- lojistik,
- altyapı yatırımları
gibi birçok sektörde faaliyet gösterdiği ifade ediliyor.
Bu geniş ekonomik yapı nedeniyle XPCC’nin faaliyetleri yalnızca Çin iç piyasasını değil, uluslararası tedarik zincirlerini de doğrudan etkiliyor. Çok uluslu şirketlerin tedarik zincirlerine ilişkin hazırlanan çeşitli raporlarda, XPCC’ye bağlı veya onunla ticari ilişki içinde olduğu belirtilen şirketlerin küresel üretim ağlarında önemli bir yer tuttuğu öne sürülüyor.
İş Gücü Transfer Programlarındaki Rolüne İlişkin Değerlendirmeler
XPCC’nin en fazla tartışılan yönlerinden biri ise iş gücü transfer programlarındaki rolüne ilişkin uluslararası değerlendirmeler oldu.
ABD Çalışma Bakanlığı, Birleşmiş Milletler uzmanları, Australian Strategic Policy Institute (ASPI), Sheffield Hallam University, Uygur İnsan Hakları Projesi (UHRP) ve çeşitli insan hakları kuruluşlarının raporlarında, XPCC’nin devlet destekli iş gücü transfer programlarının uygulanmasında önemli bir rol üstlendiği yönünde değerlendirmelere yer veriliyor.
Bu raporlara göre, kırsal bölgelerde yaşayan Uygurlar ve diğer Müslüman azınlıklardan seçilen bazı kişilerin, “yoksulluğun azaltılması”, “istihdamın artırılması” ve “mesleki beceri kazandırılması” programları kapsamında XPCC’nin kontrolündeki veya bağlantılı olduğu belirtilen işletmelere yönlendirildiği ileri sürülüyor. Bazı araştırmalarda ise bu transferlerin gönüllülük esasına dayanıp dayanmadığı, çalışma koşulları ve hareket özgürlüğü bakımından uluslararası çalışma standartları açısından tartışmalı olduğu belirtiliyor.
Çin hükümeti ise bu değerlendirmeleri kabul etmiyor. Pekin’e göre söz konusu programlar, kırsal kesimde yaşayan vatandaşlara yeni meslekler kazandırmayı, gelir seviyesini yükseltmeyi ve bölgesel kalkınmayı hızlandırmayı amaçlayan yasal istihdam politikalarından oluşuyor. Çinli yetkililer, iş gücü transferlerinin gönüllülük esasına dayandığını ve çalışanların yasal haklarının korunduğunu savunuyor.
Neden Küresel Tedarik Zincirinin Merkezinde?
XPCC’nin uluslararası alanda bu kadar dikkat çekmesinin temel nedeni, yalnızca üretim kapasitesi değil; dünya pazarlarına ulaşan çok sayıda ürünün tedarik zincirinde doğrudan veya dolaylı rol oynadığı yönündeki değerlendirmelerdir.
Pamuktan tekstile, elektronikten otomotive, güneş paneli üretiminden kimya sanayisine kadar uzanan geniş faaliyet alanı nedeniyle XPCC’nin adı, son yıllarda ABD yaptırımları, Avrupa Birliği’nin zorla çalıştırmaya ilişkin düzenlemeleri ve küresel şirketlerin insan hakları durum tespiti süreçlerinde sıkça gündeme geldi.
Bu durum, Doğu Türkistan’daki güvenlik ve istihdam politikalarına ilişkin tartışmaların yalnızca bölgesel bir mesele olmaktan çıkıp küresel ticaretin ve uluslararası şirketlerin sorumluluk alanına taşınmasına neden oldu.
4. İş Gücü Transfer Programı Nasıl İşliyor?
Doğu Türkistan’da uygulanan “iş gücü transferi” programı, Çin hükümeti tarafından kırsal yoksulluğu azaltmayı, istihdamı artırmayı ve bölgesel kalkınmayı hızlandırmayı amaçlayan ulusal bir ekonomik politika olarak tanımlanıyor. Pekin yönetimine göre bu program sayesinde kırsal bölgelerde yaşayan vatandaşlar mesleki eğitim alıyor, düzenli gelir elde ediyor ve modern sanayi üretimine entegre ediliyor.
Ancak Birleşmiş Milletler uzmanları, uluslararası insan hakları kuruluşları ve çeşitli akademik araştırmalar, programın uygulanış biçimine ilişkin farklı değerlendirmeler ortaya koyuyor. Bu raporlarda, bazı iş gücü transferlerinin gönüllülük ilkesini ne ölçüde karşıladığı, çalışanların hareket özgürlüğü ve çalışma koşulları bakımından uluslararası çalışma standartlarıyla uyumu konusunda ciddi tartışmalar bulunduğu ifade ediliyor.
Uluslararası raporlara göre sistem, yalnızca istihdam sağlamaya yönelik klasik bir iş bulma programı değil; kamu kurumları, yerel yönetimler ve sanayi işletmeleri arasında koordineli biçimde yürütülen geniş kapsamlı bir organizasyon olarak işliyor.
Köylerden İşçi Seçimi
Çin’in resmî kalkınma planlarında “fazla kırsal iş gücünün istihdama kazandırılması” hedefi öne çıkıyor. Yerel yönetimler tarafından yürütülen programlar kapsamında, kırsal bölgelerde yaşayan kişilerin mesleki eğitim kurslarına yönlendirildiği ve daha sonra sanayi işletmelerinde çalışmak üzere istihdam edildiği belirtiliyor.
Uluslararası araştırmalarda ise bazı bölgelerde bu sürecin yalnızca gönüllü başvurularla sınırlı kalmadığı ileri sürülüyor. Araştırmacılar, yerel idarelerin belirli istihdam kotaları doğrultusunda aileleri programa katılmaya teşvik ettiği veya çeşitli idari baskı mekanizmalarının devreye girdiği yönünde iddialara yer veriyor. Bu değerlendirmeler, özellikle akademik çalışmalar ve insan hakları raporlarında ayrıntılı biçimde ele alınıyor.
Çin hükümeti ise bu iddiaları reddederek, tüm istihdam programlarının Çin iş hukuku çerçevesinde ve gönüllülük esasına göre yürütüldüğünü savunuyor.
Fabrikalara Sevk Süreci
Program kapsamında seçilen kişilerin, mesleki eğitim süreçlerinin ardından belirli fabrikalara yönlendirildiği belirtiliyor. Resmî Çin belgelerinde bu uygulama, “iş gücü eşleştirme” ve “istihdam organizasyonu” olarak tanımlanıyor.
Uluslararası raporlarda ise bu sevk sürecinin çoğu zaman devlet kurumları tarafından organize edildiği, bazı fabrikaların doğrudan kamu destekli programlara dahil olduğu ve çalışanların toplu şekilde üretim tesislerine gönderildiği ileri sürülüyor.
Araştırmalarda ayrıca, sevk edilen kişilerin tekstil, hazır giyim, elektronik, otomotiv yan sanayi, tarımsal işleme, madencilik ve güneş paneli üretimi gibi stratejik sektörlerde faaliyet gösteren işletmelerde çalıştırıldığı belirtiliyor.
Bölge Dışına Transfer
Programın en dikkat çeken yönlerinden biri de çalışanların yalnızca Doğu Türkistan’daki işletmelere değil, Çin’in farklı eyaletlerindeki fabrikalara da gönderilmesi.
Australian Strategic Policy Institute (ASPI) tarafından yayımlanan araştırmalar ile çeşitli akademik çalışmalarda, binlerce Uygur işçinin devlet destekli transfer programları kapsamında ülkenin farklı sanayi bölgelerine sevk edildiği öne sürülüyor. Bu transferlerin, büyük üretim merkezlerinde faaliyet gösteren ve uluslararası tedarik zincirlerine ürün sağlayan fabrikaları da kapsadığı belirtiliyor.
Çin makamları ise bu uygulamayı ülke içindeki normal iş gücü hareketliliğinin bir parçası olarak değerlendiriyor ve farklı eyaletlerde çalışmanın ekonomik kalkınma ile mesleki gelişim açısından önemli fırsatlar sunduğunu ifade ediyor.
Çalışma Koşullarına İlişkin İddialar
İş gücü transfer programına ilişkin en yoğun tartışmalar, çalışanların çalışma ve yaşam koşulları üzerinde yoğunlaşıyor.
Birleşmiş Milletler uzmanları, Human Rights Watch, Amnesty International, Uygur İnsan Hakları Projesi (UHRP), Sheffield Hallam University ve ASPI tarafından yayımlanan çeşitli raporlarda;
- çalışanların sürekli gözetim altında tutulduğu,
- fabrikalara bağlı yurtlarda toplu olarak konakladıkları,
- hareket özgürlüklerinin sınırlandırıldığı,
- düzenli ideolojik eğitim programlarına katıldıkları,
- dini ibadetler ve kültürel uygulamalar üzerinde çeşitli kısıtlamalar bulunduğu,
- ailelerinden uzun süre ayrı kaldıkları
yönünde iddialar yer alıyor.
Bazı raporlarda ise ücretlerin ödenmesi, çalışma saatleri ve iş sözleşmelerinin niteliği konusunda farklı uygulamalara dikkat çekilirken, bu durumun uluslararası çalışma standartları açısından bağımsız biçimde incelenmesi gerektiği ifade ediliyor.
Çin hükümeti ise bu iddiaları reddederek, tüm çalışanların Çin İş Kanunu kapsamında ücret aldığını, sosyal güvenlik haklarından yararlandığını ve güvenli çalışma koşullarında istihdam edildiğini savunuyor. Pekin yönetimi ayrıca, iş gücü transfer programlarının yoksulluğun azaltılması ve bölgesel kalkınmanın hızlandırılması açısından önemli başarılar sağladığını ileri sürüyor.
Küresel Tedarik Zincirine Açılan Kapı
İş gücü transfer programları, yalnızca Doğu Türkistan’ın iç idari politikaları açısından değil, küresel ekonomi bakımından da dikkat çekiyor. Çünkü uluslararası araştırmalara göre bu programlar kapsamında üretim yapan bazı tesisler, dünya çapında faaliyet gösteren çok uluslu şirketlerin tedarik zincirlerinde yer alıyor veya bu zincirlere ara ürün sağlıyor.
Bu nedenle tartışma artık yalnızca “kim çalışıyor?” sorusundan ibaret değil; aynı zamanda “üretilen ürünler hangi küresel markaların tedarik zincirlerine ulaşıyor?” sorusuna da odaklanıyor.
5. Gözetim ve İdeolojik Eğitim
Doğu Türkistan’da uygulanan güvenlik politikalarına ilişkin uluslararası tartışmaların en dikkat çeken boyutlarından biri, bölgenin son yıllarda dünyanın en yoğun dijital gözetim altyapılarından birine dönüştüğü yönündeki değerlendirmelerdir. Birleşmiş Milletler uzmanları, akademik araştırmalar ve uluslararası insan hakları kuruluşları tarafından yayımlanan raporlar, güvenlik uygulamalarının yalnızca fiziksel denetimle sınırlı kalmadığını; yapay zekâ destekli dijital gözetim sistemleri, biyometrik veri tabanları ve kapsamlı elektronik izleme mekanizmalarıyla desteklendiğini öne sürmektedir.
Çin hükümeti ise bu teknolojilerin kamu güvenliğini artırmak, suçları önlemek ve terörle mücadeleyi güçlendirmek amacıyla kullanıldığını savunmaktadır. Pekin yönetimine göre dijital güvenlik altyapısı, yalnızca Doğu Türkistan’da değil, Çin’in farklı bölgelerinde de modern kamu güvenliği uygulamalarının doğal bir parçasıdır.
Dijital Gözetim Sistemleri
Uluslararası araştırmalarda Doğu Türkistan, yüksek teknolojili güvenlik uygulamalarının en yoğun şekilde kullanıldığı bölgelerden biri olarak tanımlanmaktadır.
Çeşitli raporlarda bölgede;
- geniş kapsamlı kapalı devre kamera ağları,
- plaka tanıma sistemleri,
- biyometrik kimlik doğrulama uygulamaları,
- DNA ve parmak izi veri tabanları,
- iris taraması,
- mobil telefon analiz yazılımları,
- yapay zekâ destekli risk analiz sistemleri
gibi teknolojilerin güvenlik amacıyla yaygın biçimde kullanıldığı belirtilmektedir.
Araştırmacılar, bu teknolojilerin yalnızca suç soruşturmalarında değil, günlük yaşamın birçok alanında bireylerin hareketlerinin izlenmesine imkân sağladığını ileri sürmektedir.
Çin makamları ise bu uygulamaların uluslararası standartlara uygun güvenlik tedbirleri olduğunu, terör saldırılarının önlenmesine katkı sağladığını ve kamu düzeninin korunmasında önemli rol oynadığını ifade etmektedir.
Yüz Tanıma Teknolojileri ve Yapay Zekâ
Doğu Türkistan’a ilişkin uluslararası raporlarda en sık gündeme gelen konulardan biri de yüz tanıma teknolojileri ile büyük veri analiz sistemlerinin kullanımıdır.
Australian Strategic Policy Institute (ASPI), Human Rights Watch, çeşitli üniversiteler ve teknoloji araştırma merkezlerinin çalışmalarında, kamu kurumları ile bazı teknoloji şirketleri tarafından geliştirilen yapay zekâ tabanlı sistemlerin güvenlik altyapısına entegre edildiği belirtilmektedir.
Bu çalışmalarda;
- yüz tanıma algoritmaları,
- davranış analizi,
- büyük veri platformları,
- mobil cihazlardan elde edilen verilerin analizi,
- konum takibi,
- elektronik kimlik doğrulama sistemleri
gibi teknolojilerin birlikte kullanıldığına ilişkin değerlendirmelere yer verilmektedir.
Bazı araştırmacılar, bu sistemlerin bireylerin günlük yaşamını sürekli izleyebilecek kapasitede olduğunu öne sürerken, Çin hükümeti söz konusu teknolojilerin yalnızca kamu güvenliğini sağlamaya yönelik olduğunu ve kişisel verilerin Çin yasaları çerçevesinde korunduğunu savunmaktadır.
İdeolojik Eğitim Uygulamalarına İlişkin Raporlar
Uluslararası insan hakları raporlarında tartışılan bir diğer konu ise yeniden eğitim merkezleri ve bazı çalışma programlarında uygulandığı ileri sürülen ideolojik eğitim faaliyetleridir.
Birleşmiş Milletler uzmanları ile Amnesty International, Human Rights Watch ve çeşitli akademik araştırmalarda yer alan tanıklıklarda, bazı kişilerin;
- Mandarin Çincesi eğitimi,
- Çin hukuk sistemi hakkında dersler,
- Çin Anayasası ve devlet politikalarına ilişkin eğitimler,
- Çin Komünist Partisi’nin resmî söylemlerini içeren programlar
gibi içeriklere katıldıkları yönünde iddialar bulunmaktadır.
Bazı eski katılımcılar tarafından aktarılan tanıklıklarda ise bu eğitimlerin zorunlu olduğu, günlük yaşamın belirli kurallar çerçevesinde düzenlendiği ve ideolojik uyumun programın önemli bir parçası olarak görüldüğü ileri sürülmektedir.
Çin hükümeti ise bu değerlendirmeleri kabul etmemekte; söz konusu eğitimlerin mesleki beceri kazandırma, hukuk bilincini artırma ve aşırılık yanlısı ideolojilerin etkisini azaltmaya yönelik normal eğitim faaliyetleri olduğunu ifade etmektedir.
Kültürel ve Dini Yaşama Etkileri
Uluslararası kamuoyundaki tartışmalar yalnızca güvenlik ve çalışma hayatıyla sınırlı değildir. Aynı zamanda uygulamaların Uygurların kültürel ve dini yaşamı üzerindeki etkileri de geniş biçimde incelenmektedir.
Birleşmiş Milletler değerlendirmeleri ile çeşitli insan hakları raporlarında;
- ana dil kullanımına ilişkin uygulamalar,
- dini ibadetlere yönelik sınırlamalar olduğu yönündeki iddialar,
- bazı camilerin ve kültürel mekânların durumuna ilişkin tartışmalar,
- aile bütünlüğü üzerindeki etkiler,
- çocukların eğitim politikaları,
- kültürel kimliğin korunmasına ilişkin kaygılar
gibi başlıklar ele alınmaktadır.
Çin hükümeti ise tüm etnik grupların din ve kültür özgürlüğünün anayasal güvence altında olduğunu, bölgedeki uygulamaların herhangi bir etnik veya dini grubu hedef almadığını ve kültürel mirasın korunmasına yönelik önemli yatırımlar yapıldığını savunmaktadır.
Güvenlik, Ekonomi ve Küresel Ticaretin Kesişim Noktası
Doğu Türkistan’daki dijital gözetim sistemleri, yeniden eğitim merkezleri ve iş gücü transfer programlarına ilişkin tartışmalar, uluslararası toplumun dikkatini yalnızca insan hakları boyutuna değil, aynı zamanda küresel ekonomiye de yöneltti. Çünkü bu güvenlik ve istihdam politikalarının, uluslararası raporlarda küresel tedarik zincirleriyle bağlantılı üretim süreçleriyle ilişkilendirildiği görülmektedir.
Bu nedenle Doğu Türkistan bugün yalnızca bir bölgesel güvenlik meselesi olarak değil; insan hakları, yapay zekâ destekli gözetim teknolojileri, uluslararası hukuk, kurumsal sorumluluk ve küresel ticaret tartışmalarının kesiştiği en önemli örneklerden biri olarak değerlendirilmektedir.
SONUÇ : Bu Sistem Neden Yalnızca Çin’in İç Meselesi Olarak Görülmüyor?
Doğu Türkistan’da uygulanan güvenlik politikaları, yeniden eğitim merkezleri, iş gücü transfer programları ve dijital gözetim sistemlerine ilişkin tartışmalar, ilk bakışta yalnızca Çin’in iç yönetimine ilişkin bir konu gibi görülebilir. Ancak son yıllarda yayımlanan uluslararası raporlar, devletlerin aldığı hukuki önlemler ve çok uluslu şirketlerin tedarik zincirlerini yeniden yapılandırmaya başlaması, meselenin artık ulusal sınırları aşan küresel bir boyut kazandığını gösteriyor.
Bugün tartışmanın merkezinde yalnızca insan hakları iddiaları bulunmuyor. Aynı zamanda dünya ekonomisinin en önemli üretim merkezlerinden biri olan Doğu Türkistan’da üretilen pamuk, tekstil ürünleri, elektronik bileşenler, güneş paneli hammaddeleri ve çeşitli sanayi ürünlerinin uluslararası tedarik zincirlerine nasıl dâhil olduğu da sorgulanıyor. Bu nedenle konu, tüketicilerden yatırımcılara, uluslararası şirketlerden devlet kurumlarına kadar geniş bir kesimin gündeminde yer alıyor.
Amerika Birleşik Devletleri’nin yürürlüğe koyduğu Uygur Zorla Çalıştırmayı Önleme Yasası (UFLPA), Avrupa Birliği’nin zorla çalıştırmayla üretilen ürünlere yönelik yeni düzenlemeleri ve çok sayıda ülkenin tedarik zinciri denetimlerini sıkılaştırması, Doğu Türkistan’daki gelişmelerin küresel ticaret politikalarını doğrudan etkileyen bir başlık hâline geldiğini ortaya koyuyor.
Öte yandan Çin hükümeti, uluslararası kamuoyunda dile getirilen zorunlu çalıştırma iddialarını reddetmeye devam ediyor. Pekin yönetimi, bölgede yürütülen politikaların terörle mücadele, aşırılıkçılığın önlenmesi, yoksulluğun azaltılması ve ekonomik kalkınmanın hızlandırılması amacı taşıdığını; iş gücü transfer programlarının ise tamamen yasal ve gönüllülük esasına dayalı istihdam projeleri olduğunu savunuyor.
Bu iki farklı yaklaşım arasındaki görüş ayrılığı, Doğu Türkistan meselesini günümüzün en tartışmalı uluslararası insan hakları ve ticaret dosyalarından biri hâline getiriyor. Bir yanda güvenlik ve kalkınma politikalarını öne çıkaran Çin’in resmî tezleri, diğer yanda ise Birleşmiş Milletler uzmanları, insan hakları kuruluşları ve bağımsız araştırmalar tarafından dile getirilen iddialar bulunuyor. Bu nedenle konu, yalnızca siyasi söylemler üzerinden değil; doğrulanabilir belgeler, resmî açıklamalar, akademik çalışmalar ve uluslararası hukuk çerçevesinde değerlendirilmeye devam ediyor.
Bu araştırma dosyasının ilk bölümünde, Doğu Türkistan’da son on yılda şekillenen güvenlik yaklaşımı, “Strike Hard” kampanyası, yeniden eğitim merkezlerine ilişkin tartışmalar, XPCC’nin yapısı, iş gücü transfer programları ve dijital gözetim sistemleri tarihsel ve kurumsal çerçevede ele alındı. Böylece sonraki bölümlerde incelenecek küresel ekonomik bağlantılar için temel arka plan ortaya konuldu.
Çünkü bundan sonraki soru artık yalnızca “Doğu Türkistan’da ne yaşanıyor?” değildir.
Asıl soru şudur:
“Doğu Türkistan’da başlayan bu üretim modeli, küresel tedarik zincirleri üzerinden dünya pazarlarına nasıl ulaşıyor?”
İşte araştırma dizimizin bundan sonraki bölümleri, bu sorunun yanıtını belgeler, resmî açıklamalar ve uluslararası araştırmalar ışığında ortaya koymayı amaçlayacaktır.

Doğu Türkistan Bülteni Haber Ajansı / HABER MERKEZİ
Kaynakça
- Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği (OHCHR) – Assessment of Human Rights Concerns in the Xinjiang Uyghur Autonomous Region, People’s Republic of China (2022)
https://www.ohchr.org/en/documents/country-reports/ohchr-assessment-human-rights-concerns-xinjiang-uyghur-autonomous - United Nations Human Rights Council
https://www.ohchr.org/ - International Labour Organization (ILO) – Forced Labour
https://www.ilo.org/topics/forced-labour - Human Rights Watch – China / Xinjiang
https://www.hrw.org/asia/china-and-tibet - Amnesty International – China
https://www.amnesty.org/en/location/asia-and-the-pacific/east-asia/china/ - Uyghur Human Rights Project (UHRP)
https://uhrp.org/ - Australian Strategic Policy Institute (ASPI) – Xinjiang Research
https://www.aspi.org.au/ - Sheffield Hallam University – Helena Kennedy Centre for International Justice
https://www.shu.ac.uk/centre-culture-media-society/helena-kennedy-centre - United States Department of Labor – List of Goods Produced by Child Labor or Forced Labor
https://www.dol.gov/agencies/ilab/reports/child-labor/list-of-goods - U.S. Customs and Border Protection – Uyghur Forced Labor Prevention Act
https://www.cbp.gov/trade/forced-labor/UFLPA - European Commission – Forced Labour
https://policy.trade.ec.europa.eu/enforcement-and-protection/forced-labour_en - China State Council Information Office
http://english.scio.gov.cn/ - Ministry of Foreign Affairs of the People’s Republic of China
https://www.mfa.gov.cn/eng/
Ek Okumalar
Çin’in Resmî Görüşü
• Fighting Terrorism and Extremism and Protecting Human Rights in Xinjiang
http://english.scio.gov.cn/whitepapers/
• Ministry of Foreign Affairs – Xinjiang
https://www.mfa.gov.cn/eng/
Birleşmiş Milletler Belgeleri
• OHCHR Xinjiang Assessment (2022)
https://www.ohchr.org/en/documents/country-reports/ohchr-assessment-human-rights-concerns-xinjiang-uyghur-autonomous
• UN Human Rights Office
https://www.ohchr.org/
Akademik ve Araştırma Raporları
• Australian Strategic Policy Institute (ASPI)
https://www.aspi.org.au/
• Uyghur Human Rights Project
https://uhrp.org/
• Sheffield Hallam University – Forced Labour Research
https://www.shu.ac.uk/
Uluslararası İnsan Hakları Kuruluşları
• Amnesty International – China
https://www.amnesty.org/en/location/asia-and-the-pacific/east-asia/china/
• Human Rights Watch – China
https://www.hrw.org/asia/china-and-tibet
Uluslararası Ticaret ve Hukuk
• Uyghur Forced Labor Prevention Act (UFLPA)
https://www.cbp.gov/trade/forced-labor/UFLPA
• European Commission – Forced Labour Regulation
https://policy.trade.ec.europa.eu/enforcement-and-protection/forced-labour_en
• International Labour Organization (ILO)
https://www.ilo.org/topics/forced-labour
Editör Notu:
Bu araştırma dosyasında yer alan bilgiler; Birleşmiş Milletler belgeleri, uluslararası insan hakları kuruluşlarının raporları, akademik araştırmalar, resmî devlet açıklamaları ve açık kaynaklardan elde edilen veriler esas alınarak hazırlanmıştır. Haber kapsamında yer verilen iddialar, ilgili kaynaklara atıf yapılarak aktarılmış olup, Çin Halk Cumhuriyeti hükümetinin konuya ilişkin resmî açıklamalarına ve görüşlerine de yer verilmiştir. Amaç, uluslararası kamuoyunda tartışılan bu konuyu belgeler ışığında çok yönlü ve dengeli bir şekilde okuyucuya sunmaktır.
Doğu Türkistan Haberleri – Son Dakika – Uygur Haber Ajansı Doğu Türkistan Haberleri ve Çin haberleri; toplama kampları, istihbarat savaşları, İnterpol suiistimalleri, sınır ötesi Uygur avı ve küresel PSC tehdidi analizleri.